Puan vermedi·130 syf.··
2026 3. kitabı
“ Kazanınca onbaşılığı, çıkarttırıp tasvirimi, salacam fıkara anama. Vardı bizim köyde bir kızan, kazanmış onbaşılığı, salmıştı tasvirini anasına. Bakar bakar ağlardı fıkara kadın, ama sevincinden! Demek pişirirsem sıhhiyeliği, olabilirim askerde onbaşı?” “ Üryamda görüyorum bazı bazı. Şu Abidinpaşa Caddesi’ndeki doktor konakları yok mu? Onlardan birinde durmuşuz, amma en yükseğinde. Oğlumun levhası da olurmuş. Sana bir şey deyim mi herif, oğlumun levhasını her gün sabunlu bezle kendim, elimle sileceğim.” “ Evde oturup kısmetimi beklemeliymişim. Kısmetim de ne? Ya bir bakkal ya da bir şoför. Sonra? Eve hapsolacam, peşimde zırıl zırıl bir alay çocuk, bütün gün leğen dolusu çişli bez başında.” Yoksulluğu ve yoksunluğu en iyi anlatan yazarlarımızdan biri olan Orhan Kemal, Çamaşırcının Kızı’nda yer alan öykülerinde, yaşadıkları kıstırılmışlık ve imkansızlığa karşın, gerçeğin acımasız soğuğundan, tükenmeyen hayalleriyle umutlarını diri tutma uğraşı vererek korunmaya çalışan insanların içinden sesleniyor. Hayalleri tükenmeyen kişilerin, verdikleri yaşam mücadelesinde nasıl savrulduklarına dair öykülerin yer aldığı içimizi sızlatan bir eser. Dönemin getirilerini bir kez daha çarpıcı konular üzerinden işleyen yazar, erkek ve kadın arasında yaşanılan nahoş durumları apaçık ortaya sermiş. Fabrika köşelerinden kurtulmak isterken umut vaat edilen kızların düştükleri bataklıklar. Yeter ki para gelsin diye eşin yaptığı ahlâksızlıklara yumulan gözler. Tüm imkânlarını oğlu doktor olacak diye tüketen aile. Annesi çamaşırcı diye utanıp artist olma hevesine düşen kızımız. Bir yerde umut diğer yerde umudun acımasız sonuçları. Kısacası, hayatta daha refah bir hayat sürebilme adına kişilerin düşe kalka çabalarını okumak epey etkileyici idi.
Edebiyat
Çamaşırcının Kızı - KüçücükOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20201,187 okunma
Pascual Duarte ve Ailesi
Puan vermedi·152 syf.·
2026 1. kitabı
Kaleme alınmasının epey ardından 1989'da Nobel Edebiyat Ödülüyle taçlandırılan İspanyol edebiyatının bu güne kadar nasıl rastlaşmamışız dedirten güzide eserlerinden biriyle karşınızdayım. Benim şöyle bir inancım var, gündemim her ne ise yazıp çizip tükettiğim ya da gündem benden bağımsız her ne ise gene yazıp çizip okuyup tükettiğim her şey bir şekilde ilintili oluyor o günün meselesi ile. Pascual Duarte de bugün kullandığım sosyal medya platformlarındaki arkadaşlarımı Musa'nın Kızıldeniz'i gibi ikiye bölen bir konunun öznesi. Kötülük nedir? Pascual fakir, ilgisiz ve sevgiden yoksun şiddet dolu bir ortamda dünyaya gelen bir erkek çocuğu. Daha sonra bu çekirdek aileye eşlik edecek ve daha sonra bir kız kardeş ile -korkunç şeyler yaşadıktan sonra aralarından ayrılacak- bir oğlan kardeşe sahip olacak bir ağabey. Uzun ve nitelikli betimlemeleriyle Pascual'ın evini, köyünü, yaşadığı ve büyümek zorunda kaldığı sevgisiz ortamı gözlerimizin önünde buharı henüz üstünde bir güğümün bir şeyler yenilip içilen öyle ya da böyle pişmiş aşla; aşın yenileceği ve borularından karbonmonoksit sızdıran ve aileyi yavaş yavaş zehirleyen kuzunenin salonuna getiriveriyor bizi Cela. ''Köyde doğal olarak kimi evler güzeldi, kimi evlerse çirkindi; her zaman olduğu gibi de çirkinler çoğunluktaydı.'' Gene de sizlere sunacağım hiçbir alıntı belki onlarcasını alelade açarak kolayca bulabileceğim, Pascual'ın karakterinde sezeceğiniz ikircikli ve tahmin edilebilir bir sonun gene de niçin bu kadar trajik olduğunu açıklamaya yetmeyecektir. Pascual adeta bir kent soylusu gibi düşüncelere dalan günlük hayatın telaşeleri ve hasbelkader geçimlerine yeten baba dayağından ya da sarhoşluğundan ve anne azarı ile sevimsizliğinden zihnini nereye çevirse kötülükler ve zulümler gördüğü ve şeytan diye
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela · Can Yayınları · 1990659 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·276 syf.·
2025 39. kitabı
Səmirə Aydın. Yeraltı sular dənizə axır... (İnşaat mühəndisinin xatirələri)🩵 Ta uşaqlığımdan adını eşitdiyim bu kitabın yeri mən də bir başqadır. Çünki bu həyatda mənim üçün ən dəyərli varlıq olan anamın adı bu kitabdakı baş qəhrəmanın adından gəlir. Babam tərəfindən anama verilmiş bu adı heç kimdə eşitmədiyim üçün yollarımız beləcə kəsişmiş oldu. Oxumağı çox istəmişdim. @mucrunesriyyati'nı gözləyirdim ki, nəşr olunsun. Və beləcə mənim olsun Məhz ad günümə bu kitabı özüm özümə hədiyyə etdim. Affərin mənə “Yeraltı çaylar dənizə axır” Mehdi Hüseynin fərdin daxili aləmini və həyatın görünməyən qatlarını işıqlandırdığı psixoloji-fəlsəfi məzmunlu əsərlərindən biridir. Yazıçı burada insanın içində axan “yeraltı çaylar” metaforu vasitəsilə həm şəxsi taleyi, həm də cəmiyyətin gizli təlatümlərini təsvir edir. Əsərdə xarakterlərin zahiri sakitliyinə baxmayaraq, iç dünyalarında böyük mübarizələr getdiyi vurğulanır. Mehdi Hüseyn dilin poetik imkanlarından ustalıqla istifadə edərək, oxucunu düşünməyə və duymağa sövq edir. İnsan iradəsi, həyat seçimləri, keçmişlə gələcək arasındakı körpü əsərin əsas ideya xəttini təşkil edir. Bu kitab həm ədəbiyyatsevərlərə, həm də insan ruhunun dərin qatlarına enmək istəyənlərə xüsusi bir oxu təcrübəsi təqdim edir. Və nəhayət Mehdi Hüseyn Şəxsiyyətə pərəstiş dövrünün acınacaqlı təsvirini bədii şəkildə, sənətkarlıqla əks etdirə bilmişdir. Kitabı bəyəndim, həm də çox. Bu janrı oxumağı həqiqətən çox sevirəm. "O vaxt insanlara üzdən, səthi yanaşmağa adət eləmişdik. Həqiqi mənada heç kimin dərdini öyrənməyə ehtiyac duymurduq."
Yeraltı Çaylar Dənizə AxırMehdi Hüseyn · Bakı, Mücrü Nəşriyyatı · 020 okunma
Bizim Yunus
Puan vermedi
Bizim Yunus Hemrâhım dedin bu yolda ey mâh / Hemrâhı koyup gider mi hemrâh? Yunus Emre zamanında derlerki büyük bir kıtlık oldu .Öylesine büyük bir kıtlıkta Yunus vardı Hacı Bektaş Velinin huzuruna bir çuval buğday için. Söyledi efendim ben isterim anama ve kendime buğday ! Hacı bektaşı Veli evladım sana nefes verelim buğday yerine dedi.. Yunus dediki olmaz efendim ben nefesi neyleyim isterim buğday Hacı Bektaşı Veli dediki öyleyse her tanesine yüz nefes verelim ! Olmaz dedi Yunus ben neylerim nefesi evde anam aç bekler . Peki dedi Hacı Bektaş Veli veriniz Yunus ‘a buğdayı ! Yunus aldı buğdayı evin yoluna varırken bir hamamda durdu hem zahiri temizledi hem batını anladı heyhat! Ben ne yaptım nefesi buğdaya tercih ettim diye !Bir vâveylâ ile vardı Hacı Bektaş dergahına ancak artık hüküm verilmişti. Söyledi Hacı Bektaş Yunus artık senin kilidin Tabduk Emre’de ! Yunus vardı Tabduk Emre’ye dediki hocam bana himmet ! Tabduk dediki önce hizmet sonra himmet ! Böylece Yunus dergaha 40 yıl taşıdı odun ! Hemde odunların herbiri düzgünce … Söyledi Tabduk Yunus neden bu odunların hepsi düzgün ? Dediki Yunus hocam dergaha getirmezem eğri odun yakışmaz adamında odununda eğrisi mekana! Heyhat ! Tabduk gördü ve tasdik etti ancak bekledi seyri süluku Yunusta ! Gönderdi onu başkaca yerlere ve gösterdi ona şeriatı,tarikatı,marifeti ve hakikatı Birgün Yunus döndü dergaha basgözü görmeyen Tabduka halini sunmaya, dervişler dedi hocamla nasıl görüşürüm? Dervişler dediki yat eşiğe sabah namazına kalkınca belki kabul eder seni makama! Yattı o gece Yunus Eşik taşına,başına yastık eyledi. Altında çamur üstünde yağmur yağdı ama yine gönlü hoş idi bir Erzurum türküsünde söylendiği gibi! Huzura geldi Tabduk ve bastonu Yunusta durdu kimdir bu ey erenler dervişler dedi cevabını bilerek
1000Kitap
Bizim YunusNevin Erdem · Cinius Yayınları · 20181 okunma
Puan vermedi·170 syf.··
2025 139. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 00:18
Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran "sıradan insanı", yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor. İlk basımı 1959'da yapılan Efendilik Savaşı'nı yeniden okurla buluşturuyoruz: "Bu havadisin dumanı üstündeyken, bir ikindi vakti, ayağındaki mestlerin yırtığını yamatmak için, Beytullah Hoca bize geldi. Onun geldiğinde Ramazan uyku çekiyordu. Anam, akşam için yaprak sarması yapıyordu. Ben, anama yardım etmekte olan teyzemin, anadan öksüz, babadan yetim ve genç yaşında kocasından dul kalan teyzemin dizine yattım: "Nedir seninle alıp veremediği tanrının? Ne biçim iş, ne biçim adalet bu?" diye şakalaşıp duruyordum. Birden giriverdi kapıdan. Nasıl derlenip toparlandık, anam nasıl Ramazan'ı uyardı, bir anda nasıl oldu bunlar? bilmiyorum... Altına minder attık, oturttuk. Elini öptük."Hoş geldin, safa geldin, evimize bereket getirdin!" dedik. Hiç o seksen yaşın adamı değil. Dinç mi dinç! Kendi yönünde hâlâ kafası işliyor. Söz ettiği konularda onu yanıltmak güç. Okuduğu arapça âyetleri hiç düşünmeden çeviriveriyor..." Yaran Dede'nin Taşları Kitabın ismi çok dikkatimi çektiği için büyük bir umutla açtım ilk sayfayı. Beni yanıltmadı ve son sayfasına kadar aynı umutla okudum. Yazılan, anlatılmak istenen o kadar derindi ki kendimi hikâyenin içerisinde buldum. Düzene, sömürülen halka ve cehalete eleştiriler çok keskindi. Sade dili hatta çoğu yerde köylünün kullandığı dilin yazıya
Öykü
Efendilik SavaşıFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2020263 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2025 120. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2025 20:42
9 Eylül 2025 Ancak artık kadere boyun eğmiş olanlar, hakiki anlamda bilen kişilerdir... Eskiden çok afili alıntılarla paylaştığım bu kitabı bugün en acı sözüyle-bana göre- paylaşıyorum. Kadere boyun eğmek. Hayat işte. Bir gün herkes, her şey yetişir... İlk okuduğumda beni çarpmıştı bu kitap. 2016 yılıydı. Biliyorum. Bela bir yıl. 2026'da okur muyum, okuduğumda bu cümleyi okur muyum bilmiyorum ama geçmiş on yılımdan dem vuracaksam, o bu kitabın incelemesi olmalı diye düşündüm. Ben . Ben de ben. Hani bazen böyle insanın içinde bir köpük böyle dalga dalga köpürür ya. Ben öyle hissettim. Çok uzun bir zaman geçmiş. Sonra oturdum düşündüm. Dedim ki Seren. Sen hiçbir zaman böyle bir şey yaşamadın. Şanslısın. Sen sadece yalnızdın. Daha kötü şeyler yaşayabilecekken yaşamadın. Biraz da bunları düşün. On gün önce çok kötü bir şey yaşadım. Benim için yalnızlık hep mutlulukta yanında birini bulamamaktı o güne kadar. Vallahi. Benim kötü günümde birini arayıp da n'olur yanımda ol dediğim olmamıştır. Gerçekten. Hiçbir arkadaşıma seren'in şu kötü günündeydim dedirtmedim. Anama babama bile sığınmam. Ağlamadım. Gelin demedim. Hep ruh dünyam yüzümde dolaştım durdum. Kimseyi çektiğime yaklaştırmadım. Düştüm kalktım. Güçten filan değil. Yapmadım. Ama değişiyor bir şeyler. Gücümü çok zorluyorum. Günler önce bir şey oldu. Böyle sıkıntıdan ruhum o kadar daraldı ki. Utancımdan bu sabah namaza kalkamadım dediğim yoktur kimseye. Onu bile beni uyandırın diye anlamasınlar diye söylemedim hep. Yük gibi. Ama insan kendi kendine yetemeyebiliyormuş. On gün önce şu dünya üzerinde en yalnız insan bir tek insan, evet, bir tek benmişim gibi hissettim. Vallahi billahi. Hiç bilinmiyor tanınmıyor kimsesizmişim gibi. Anlatmak istedim birine. Ben çok mutsuzum uyanamadım demek istedim. Ağlasın
Edebiyat
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş BankasıYayınları · 2022266,5bin okunma