Puan vermedi
Yağmurlu Sokak, yalnızca olay örgüsüyle değil, karakterlerinin psikolojik derinliğiyle de dikkat çeken bir roman. Karakterlerin yaşadığı iç çatışmalar, geçmişlerinin üzerlerinde bıraktığı izler ve duygusal gelgitleri oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtılmış. Özellikle yalnızlık, pişmanlık ve umut arasında gidip gelen ruh halleri okuyucunun karakterlerle empati kurmasını sağlıyor. Akıcı anlatımı sayesinde kolay okunan, ancak karakterlerin duygusal yolculuğu üzerine düşündüren etkileyici bir eser. Anday'ın Aylaklar ve Raziye romanları yanında biraz zayıf kaldığını düşünüyorum.
Yağmurlu SokakMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 201274 okunma
9/10
·292 syf.··
2022 68. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2022 00:00
“Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer…” Roman, daha ilk cümlesinden itibaren insanı içine çeken bir heyecan taşıyor. İnsan bazen neyle karşılaşacağını bilmeden bir yola çıkar; ancak dönüp geriye baktığında, o ilk adımın hayatında neleri değiştirdiğini fark eder. Çoğu zaman yaşamı hesaplayarak değil, bilinmezliklerin içinde sürdürürüz. Belki de hayatı gerçekten “hayat” yapan şey; tam da bu sırlar, tesadüfler ve öngörülemezliklerdir. Melih Cevdet Anday, şiirsel diliyle bireyin iç hesaplaşmalarını, varoluş arayışını ve toplumun 12 Mart dönemindeki ruh hâlini etkileyici bir aşk hikâyesi üzerinden anlatıyor.
RaziyeMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 2023716 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·260 syf.··
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 17:48
Yazıldığı dönem için (1970) sıra dışı bir eser. Distopik, hayalî bir dünya kurmuş yazar. Kişi adlarından Türkiye' de olduğunu varsayabileceğimiz adı verilmeyen kurgu bir şehirde/ülkede geçiyor roman. Bu şehirde tam bir kaos, kargaşa ortamı var. Kısa adıyla AYOT (Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı) idaresinde yaşamaya, hayatta kalmaya çalışan insanların yaşamları üzerinden bir takım olaylar anlatılıyor. Bu olaylar da absürt, distopik bir dünyada olabilecek olaylar. Kitabın ilk bölümünde sıradan, basit insanların beklentisiyle başlıyor anlatı. Sonra ağırlıklı olarak sanatçılardan oluşan bir grup insanın yaşadıklarına geçiyor ve baştaki kişi ve olaylara dönmüyor. Hikâye ağırlıklı olarak kişilerin diyalogları, karşılıklı konuşmalarıyla ilerliyor. Dış anlatıma az yer verilmiş. Dış bakış açısıyla, üçüncü kişi bir anlatıcı var. Çok diyalog olması bir canlılık katmış esere ve olayları yaşayanların gözünden, onların duygu ve düşünceleri üzerinden veriyor. Bol diyalog bence eseri tiyatroya uyarlamayı kolaylaştırır. Karakterler özel olarak irdelenmemiş. Diyaloglar yoluyla kişilikleri verilmeye çalışılmış. Meslekleri, uğraştıkları sanat dallarıyla uyumlu gösterilmeye uğraşıldığını sanıyorum. Roman kişileri şehirdeki kaotik ortam sebebiyle zor ve karmaşık, günü birlik bir hayat yaşamak zorunda. Şehirde çok asayiş sorunu var. İnsanların can ve mal güvenliği yok. AYOT denen teşkilat da işleri idare etmesi gerekirken büsbütün karıştırıyor. Hikâyenin başındaki insanların da, devamında dahil olan sanatçı grubunun da beklediği bir gizli emir var. Bu gizli emirle her şeyin yoluna girmesi, tüm sorunların hallolması, düzenli, güvenli, güzel bir hayatın başlaması beklentisiyle yaşıyor herkes. Sürekli bir gizli emir bekleme durumu var. Bana Godot' yu hatırlattı bu, meçhulü bekleme
Gizli EmirMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 2022192 okunma
7/10
·166 syf.··
2026 175. kitabı
•Özdemir Asaf'ın o meşhur Lavinia şiirindeki şanslı kadın Mevhibe Beyat'tır. •Nazım Hikmet'i 'Kurtuluş Savaşı Destanı ( Kuvayı Milliye Destanı)'nı yazmaya zorlayan isimlerden biri de dayısı olan Kurtuluş Savaşı'nın önemli komutanlarından Ali Fuat Cebesoy'dur. •Ahmed Arif, Hasretinden Prangalar Eskittim adlı kitabın ismini ilk başta Hasretinden Prangalar Çürüttüm şeklinde yazmıştı, fakat ü sesinin tekrarı içine sinmediği için Eskittim şeklinde son halini vermiştir. •Pablo Neruda, Melih Cevdet Anday için "Nâzım Hikmet’den sonra çok büyük bir Türk şairi daha buldum. Bütün gece gözüme uyku girmedi." demiştir. •Namık Kemal, Nazım Hikmet ile mahkum olarak kaldığı Bursa Cezaevi'de tanışır. Bu sırada Nazım Hikmet'ten genel kültür dersleri alır, şiirlerini okuma fırsatı bulur. •Oğuz Atay, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar kitaplarını beraber yaşadığı ve hayatında çok büyük bir yeri olan Sevin Seydi'ye ithaf etmiştir. Kendi adıma çok ama çok keyifli bir kitaptı. Büyük ustaların üretim süreçlerini bazen kendi ağzından bazen de eleştirmenler vasıtasıyla okumak güzeldi. Bilgi içerikli kısımlar da cabası. Sevdim.
Şiir HikayeleriHaluk Oral · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020429 okunma
Bir Sonra ki Çöpü Sarsma!
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 17:31
•Bir oda, bir kadın ve bir erkek... Sade ama derinleşen ve arka arkaya söylendiğinde bir bütünü oluşturan cümleler. • Mikado’nun Çöpleri günlük hayatımıza şiar edinmemiz gereken harikulade bir metafor. Sosyal statüler, gelenekler, töreler ve olagelen adetler her biri birer Mikado çöpü adeta ve biz acizler birini alırken diğerini sarsmamamız gerektiğini acı tecrübelerle anlıyoruz belli ki. İnsanoğlu işte cümleler yetmiyor bazen. •Bir çöpü sarsmak diğerinin değerini de etkiliyor. Elinizde ki en yüksek puan olsa bile. Amaç puan değil belli ki. •Her bir repliğin ağır bir derinliğe sahip olduğu iki perdelik bu tiyatro eserinde hayata dair çok ince çizgiler var adeta Mikado'nun Çöpleri gibi! Melih Cevdet Anday •Okuyan ve yorumlayan; Melek Zehra Balcı
Edebiyat
Mikado’nun ÇöpleriMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 20212,030 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 16:53
En az Müntehir kadar beğendiğim bir eser oldu. Ömer'in yalnızlığını, kimsesizliğini, deliliğini (ne kadar delilik sayılırsa), çaresizliğini, imkansız aşkını iliklerime kadar hissettim. Kendini İsa ile özdeşleştiren, içindeki sesten ne yapsa kurtulamayan, yanlışlıkla bir kedinin ayağına bastığında ondan özür dileyecek kadar ince ruhlu bir karakter Ömer. Onu tanımlayacak en güzel söz bence 'köksüzlük'. Ancak kitapta yalnızca Ömer'in hikayesini okumuyoruz. 1970lerin siyasî ortamını, kardeşin kardeşi vurduğu, kardeşin kardeşe düşman olması amacıyla nasıl oyunlar oynandığını görüyoruz. Yazarın yine entelektüel birikimini bizlere gösterdiği bu eserde; Tanpınar'la zamanın içinde kayboluyor, Atsız'la âşık oluyor, Kürşat'la Çin sarayını basıyor, Dostoyevski'yle insanın anlam arayışını izliyor, Melih Cevdet Anday'la sakin ancak derin bir öfkeyle doluyoruz. Bir yandan da Van Gogh'un, Goya'nın, Munch'un tablolarını seyrediyoruz. Sanat ve edebiyata doyuyoruz kısaca. Şimdiye kadar birçoğumuzun düşündüğü ancak böyle etkileyici biçimde dile getirmediği bir gerçeği de gözler önüne seriyor yazar: ideolojik körlük. Bunu ayrım yapmadan tüm ideolojik görüş sahipleri için söylemek mümkün bence. Yalnızca dünyaya kendisi gibi bakan yazarları, şairleri okuyan geri kalan her şeyi bir kenara iten insanlardan bahsediyorum. Kitaptan örnek verecek olursak; Ömer, Sait Faik Abasıyanık'ın Sinağrit Baba adlı hikayesini okurken ona Ömer Seyfettin'in Pembe İncili Kaftanı'nı okuması gerektiğini söylerler. Ya da Ömer'in okuduğu kitapları değersiz ve anlamsız bulup sadece işe yarayan kitapları okumasını salık verdikleri bölüm. Örnekler çoğaltılabilir elbette. Son olarak sayfalar arasındaki o muhteşem resimler için Besim Dalgıç'ı da tebrik ederim. Yazarın bir sonraki kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum.
MuhayyelAdnan İslamoğulları · Ötüken Neşriyat · 202616 okunma