Yazıldığı dönem için (1970) sıra dışı bir eser. Distopik, hayalî bir dünya kurmuş yazar. Kişi adlarından Türkiye' de olduğunu varsayabileceğimiz adı verilmeyen kurgu bir şehirde/ülkede geçiyor roman. Bu şehirde tam bir kaos, kargaşa ortamı var. Kısa adıyla AYOT (Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı) idaresinde yaşamaya, hayatta kalmaya çalışan insanların yaşamları üzerinden bir takım olaylar anlatılıyor. Bu olaylar da absürt, distopik bir dünyada olabilecek olaylar. Kitabın ilk bölümünde sıradan, basit insanların beklentisiyle başlıyor anlatı. Sonra ağırlıklı olarak sanatçılardan oluşan bir grup insanın yaşadıklarına geçiyor ve baştaki kişi ve olaylara dönmüyor. Hikâye ağırlıklı olarak kişilerin diyalogları, karşılıklı konuşmalarıyla ilerliyor. Dış anlatıma az yer verilmiş. Dış bakış açısıyla, üçüncü kişi bir anlatıcı var. Çok diyalog olması bir canlılık katmış esere ve olayları yaşayanların gözünden, onların duygu ve düşünceleri üzerinden veriyor. Bol diyalog bence eseri tiyatroya uyarlamayı kolaylaştırır. Karakterler özel olarak irdelenmemiş. Diyaloglar yoluyla kişilikleri verilmeye çalışılmış. Meslekleri, uğraştıkları sanat dallarıyla uyumlu gösterilmeye uğraşıldığını sanıyorum. Roman kişileri şehirdeki kaotik ortam sebebiyle zor ve karmaşık, günü birlik bir hayat yaşamak zorunda. Şehirde çok asayiş sorunu var. İnsanların can ve mal güvenliği yok. AYOT denen teşkilat da işleri idare etmesi gerekirken büsbütün karıştırıyor. Hikâyenin başındaki insanların da, devamında dahil olan sanatçı grubunun da beklediği bir gizli emir var. Bu gizli emirle her şeyin yoluna girmesi, tüm sorunların hallolması, düzenli, güvenli, güzel bir hayatın başlaması beklentisiyle yaşıyor herkes. Sürekli bir gizli emir bekleme durumu var. Bana Godot' yu hatırlattı bu, meçhulü bekleme