Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu. Daha iyisini de bulamadım, göremedim, kimse de göstermedi. Sen bir gelip, bir kayboluyordun, tıpkı parlak, hızlı bir kuyruklu yıldız gibi; bense her şeyi unutuyor, ağır ağır sönüyordum...
Sonunda babamla yüzleşebildim. Bana söylediği tek şey "ben hastayım" oldu. Bir kere bile özür dilemedi. Haklıymışsın bunun bir önemi yoktu. Suçu ait olduğu kişiye iade eder etmez kendimi daha iyi hissettim.
Hangisi olursa olsun yolculuk etmek artık yabancısı olduğum bir kavram değil, tam tersine doğal bir kavram. Bağlardan ve alışkanlıklardan iyice koptum; bunların ikisi de kuşkulu kavramlar benim için, eksikliklerini hissetmiyordum. İki bavulun birine dünyevi ihtiyaçlarım olan giysilerini, ikincisine ruhsal hazırlığım olan müsveddelerimi koyuyorum, ondan sonra her yer benim evim.