dünya üzerinde iki tür insan vardır: trafikte sarı ışığı görünce frene dokunanlar ve aynı sarı ışık karşısında gazı kökleyenler. işte, arka koltuğundan kenti seyrettiği taksinin şöförü de ikinci gruba dahildi. sarıyı gördüğü anda verdi ayağının ağırlığını gaz pedalına. siyah saçlarından ve gür bıyığından anlamıştı Koma aynı ülkeden geldiklerini. cahil ile anarşist arasındaki fark tüy kadardır. o aradaki tüyün üzerinde durur bütün okunan kitaplar. ama tarihçiler üflediği zaman tozlu arşivlerin üzerine, ne tüy kalır, ne de aradaki fark. cahil de geçmiştir sarıda, anarşist de.
“gözlerim değil de, kulaklarım olsaydı onlar da,
sendeki iç güzelliği, görünmeyeni severdi;
sağır olsaydım, sendeki o dış güzellikler var ya,
duyuları olan her uzvum harekete geçerdi.
duymak için, görmek için olmasa hiç göz ve kulak,
yine de severdim seni ellerimle dokunarak”
“iyi yapmış. belki onun sayesinde dünyada yer açılmamıştır ama dünya bir salaktan kurtulmuştur. peki hakan, sen yazar olsaydın, ne yazmak isterdin?”
hakan on beş yıldır bu sorunun kendisine sorulmasını beklediği için tereddüt etmedi:
“oto-otopsi”
barbaros gözleriyle birlikte kaşlarını da kaldırdı:
“efendim?”
“eğer bir gün yazmaya karar verirsem bir oto-otopsi yazacağım. çünkü otobiyografilerini yazanlardan çok uzaklarda bir varlık olduğum için ölüm nedenim olan yaşamımı ancak bir otopsiyle açıklayabilirim. otopsi sonucu da, “hakan’ın ölüm nedeni doğumudur” olacak. ne bir cinayet, ne bir kaza, ne de intihar. ölüm nedeni doğumu olan hakan’ın kendi yazdığı otopsisi.”