Gülibik'in kahramanı, bir horozdan başka oyuncağı olmayan, musmutlu bir çocuktur.
Köy yaşamının en tatlı halini bu kitapla bir çocuğun gözünden okuyabilirsiniz.
Her canlının bir adı vardır. Kınalı, Gülibik, Sürmegöz, Alkanat
Gurk olduğu dönemler kahramanımız için biraz zorlu geçer.
Gülibik, daha sonra kan kırmızı, tüyleri kızıllı karalı, gökkuşağı gibi çok renkli bir horoz olacaktır.
“Köyümüz yoksul bir köy olduğundan elektriği yoktu. Koyu bir karanlık çökerdi güneş batınca.”
Toplumcu gerçekçi bir hikaye okuduğum.
Sanki Fakir Baykurt’un Kırca Ali’sini, Kaplumbağaları, Keklik’i okuyorum gibi geldi.
Anadolu köylüsü hep fakirdi bir zamanlar.
Kışı ayrı zor, yazı ayrı bir zor.
Okumak, yaşamak ayrı bir zor.
Sade, akıcı bir anlatıma sahip Gülibik.
Yazarımız Çetin Öner, ara ara köy-kent karşılaştırması da yapmaktan geri durmaz.
Yoksulluk, parasızlık, hastalık... Evde ne varsa satılacak onu sattırırdı.
Bir sabah tavukları, Gülibik'i alıp pazarın yolunu tutarlar.
Kahramanımız ne yapıp edip Gülibik'i sattırmaz.
Ama daha kötüsü olacaktır…
Pazarda horozların dövüştürülüp para kazanıldığını gören baba, Gülibik’i de dövüştürür.
Çok sevdiği horozu Gülibik, kahramanca son yolculuğuna çıkar ve kavgayı kazanamaz…
Ayrıca bu kitapla çocuklar yeni kelimeler öğrenecek: bakraç, düven, tırıs, tezek, takunya, kenger, aşık kemiği, madımak, kuzukulağı, ebegümeci...
“İnanmazsan abime sor, dedi. O her şeyi bilir. Çünkü çok kitabı var; durmadan okur.
Öğrendiklerini de bana anlatır.”
“Horoz sevmeyen çalışkan öğrencilere oldum olası acımışımdır.