Kızgın, karşı konmaz, öfkeyle dolu, her şeyde aşırı, töreler
konusunda görülmedik bir hayalleme sapışı taşıyan,
bağnazlığa dek tanrısız... bir iki lafla ben böyleyim işte. Ya
olduğum gibi alın ya da bir kez daha vurup öldürün beni.
Çünkü değişmeyeceğim.
Gelgelelim, silahtan kurşunun henüz çıkmadığı fakat çıkmak üzere olduğu o anda, orada,
nasıl yorumlamam gerektiğini bilmediğim
-yaşamdan arınma mı, sonsuzun açılması
mı?- bir hafiflik hissi kalmıştı geride. Mutluluk
da değil, mutsuzluk da. Korkusuzluk gibi de değil, belki şimdiden öteye bir adım. Biliyorum; bu
çözümlenemez his, onda varoluştan geriye ne kalmışsa değiştirdi, böyle düşünüyorum ben. Sanki dışardaki ölüm bundan böyle yalnızca ondaki ölüme gelip toslayabilecekti. "Hayattayım. Hayır, sen bir ölüsün".