Çanakkale şehitleri için kampanya ile yapılan anıt pek basit kalmıştı. Oraya dikilmesi gereken anıt için de yine intidemokratik düşüncelere daldım. Bu anıta "inandılar, dövüştüler, öldüler" yazılacaktı. Bu sözün de kime ait olduğunu iyi bilmiyorum. Galiba Mus-tafa Kemal Paşa'nın olacak.
"Ev, içinde geçmiş kuşakların, yavaş yavaş parçalanan gri ipek ya da siyah bez kefenleriyle eski zaman kadın ve erkeklerinin kemiklerinin çürüdüğü, taştan yapılmış dev bir anıt mezar gibi her şeyi içine alıyordu. Sessizligi de içine alıyordu; inancı yüzünden kovuşturulan, uyuşmuş bir halde yeraltı zindanında, küflü, çürümüş samanların üstünde günden güne eriyen, sakalı uzamış, hırpani bir mahpus gibi. Ölü sayılan anıları da içine alıyordu. Anılar, eski evlerin rutubetli bodrumlarındaki mantar, yarasa, sıçan ve böcekler gibi odaların kuflu kuytularında pusudaydı. Kapı kollarında bir elin titreyişi, çok gerilerde kalmış bir anın heyecanı hissediliyor ve insanın kendi eli o kolu indirmekte tereddüt ediyordu. Bir zamanlar tutkunun insanları var gücüyle kavradığı her ev bu tür akıl sır ermez varlıklarla doludur."
Göründü gönlün sularında
Uyandı tatlı bir sabah havası
Ve karşıladılar onları
Yollarda
Kent sokaklarında
Anıt gibi erkekler
Damlarda ufku giyinmiş kadınlar
Gök çiğinin tüveyçleri çocuklar
Yeni bir yürüyüşün
Yer sarsan gök titreten
Yürek yumuşatan bir yürüyüşün marşıyla
Bir gün doğdu üstümüze ay doğdu
Ufuktan
Yükselen ve hep parlayan
"Yedi yaşındayken evden kaçtım," dedi. "Sonra, Luke ve Thalia'yla tanışınca bir aile bulduğumu sandım ama her şey alt üst oldu. Demek istediğim... Yüz üstü bırakılmaktan, bazı şeylerin geçici olmasından nefret ediyorum. Sanırım bir mimar olayı da bu yüzden istiyorum."
"Anlıyorum. Kalıcı bir şeyler yapmak istiyorsun," dedim.
"Bin sene boyunca bozulmadan ayakta duracak bir anıt mesela."
Annabeth gözlerimin içine baktı. "Sanırım en zayıf yönüm bu," dedi.