Sayın Süleyman Uludağ bir ilâhiyat profe sörüdür. Bu Sayın Profesörümüzün, 13/11/2011 tarihli Yeni Şafak Gaze-tesi'nde, Emeti Saruhan'a verdiği bir röportajı yayın-landı. Bahse konu röportajda Sayın Süleyman Uludağ şöyle diyor: "2 sene İmam-Hatipte okudum. Sonra vakıf yurduna geçtim. 5 sene parasız okudum." Emeti Saruhan soruyor: Aradığınız eğitimi buldunuz mu? Sayın Uludağ cevap veriyor: "Bulduğumu söylemem çok zor. (Daha önce kendi kendine okuduğu kitaplardan edindiği dinî bilgileri kastederek devam ediyor): "Ben epey din bilgisine sahiptim. Kültür derslerine giren hocalarımız Eğitim Enstitü'lerinden gelmişti. Meslek dersleri öğretmenleri de yoktu, eski hocalar derse gi-rerdi. 1953'te Ankara İlâhiyat'tan mezun olup gelen hocalar da Kur'an-ı Kerim'i okumayı bile bilmezdi." İşte hâl-i pûr melâlimiz...
Sayfa 210·Kitabı okuyor
Miralay Sadık Bey (1860-1940). 1882’de Harp Akademisini bitirdi. Akademide ders verdi. 1907-1908’de ittihat ve Terakkinin Manastır şubesinin başkanlığını yaptı. II. Meşrutiyet’in gerçekleşmesinde önemli bir rol oynadı, ama kısa süre sonra İttihatçı önderlerle anlaşmazlığa düştü. Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucuları arasında yer aldı, Halaskar Zabitan Grubu’nu yönlendirerek 1912’de İttihat ve Terakki hükümetini düşürdü. 1913 İttihatçı darbesinden sonra ülke dışına kaçtı ve önce Paris ardından Kahire’ye yerleşti. Mütareke’den sonra döndü. 1923’te 150’likler listesine alınarak ülke dışına çıkartıldı. 22 yıl boyunca Romanya’da yaşadı. Ankara hükümetinden özür dilemeyi reddetti, ismi temize çıkınca ülkeye döndü, ama döndüğü gece öldü.
Reklam
İstanbul'da çıkmaya başlayan Millî İnkılâp mecmua-sının Yahudilerin hakiki mahiyetini meydana koyan neş-riyatı üzerine Yahudiler arasında bir galeyan olduğunu, hattâ onların Beyoğlu'nda gizli bir toplantı yaparak Milli İnkılâp mecmuasına karşı mukabil cephe almak için bazı kararlar verdiklerini işittik. Yalnız bu hareketleri bile onların Türkiye'ye karşı besledikleri duyguları gösterir. Bir defa hükümetten gizli olarak toplantı yapmak kanunî bir cürümdür. Müddeiumumiliğin dikkatini celbederiz. Saniyen kendi aleyhlerinde neşriyat yapılmamasını isti-yorlarsa bu vatana sadık kalmağa mecburdurlar. Onlar her hareketleriyle ve çıfıt yaygaralarıyla bizden ayrı olduklarını daima bize anlatırlarken biz de herhalde onlara methiye yazacak değiliz. Biz Yahudilerin memle-ketteki meş'um iktisadî ve ahlâkî rolünü biliyoruz. Hattâ mütareke yıllarında İstanbul'u süsleyen (!) İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan, Yunan ve Ermeni bayrakları arasında bir de Yahudi bayrağı olduğunu unutmadık. Eliza Niyego adındaki Yahudi kızının cenaze merasiminde yaptıkları edepsizliği de kendileri unutmamışlardır. Bir maliye memuruna rüşvet teklif ederken Ankara'da yakalanan iki Yahudi avukatla, Türklüğü tahkir yüzünden tevkif olu-nan Yahudi kızı meseleleri de onların namussuzlukları-nın son perdesini teşkil ediyor. Öyle, ikide bir Yahudileri Türkleştirme cemiyetleri kurarak bizi kandırmağa çalı-şacaklarına namuslu Türk tebaası olarak kalsınlar yetişir. Çünkü biz onların Türkleşeceklerini asla ummadığı-mız gibi bunu istemeyiz de. Çamur ne kadar fırına verilse demir olmayacağı gibi Yahudi de ne kadar yırtınsa Türk olamaz. Türklük bir imtiyazdır, her kula, bilhassa Yahudi gibi kullara nasip olmaz. Onlara yapılacak ihtar şudur: Hadlerini bilsinler. Sonra biz kızarsak Almanlar gibi Yahudileri imha etmekle
Sayfa 456 - 457·Kitabı okudu
Hüseyin Rauf Bey (Rauf Orbay) (1881-1964). Bir Osmanlı amiralinin oğlu. 1913’te Hamidiye kruvazörü komutanı olarak ülke çapında ün kazanan bir deniz subayı. I. Dünya Savaşı’nda donanmada ve İran’da bir Osmanlı ajanı olarak görev yaptı. Bresı-Litovsk barış görüşmelerinde Osmanlı delegasyonunda yer aldı. Mondros Mütarekesi pazarlıklarını yürüten delegasyonun başkanlığını yaptı. 1919 Mayısı’nda ulusal direnişi örgütlemek üzere Anadolu’ya gitti. 1920’de son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda ulusal direniş yanlısı grubun başkanlığını yaptı. Aynı yıl Malta'ya sürgüne gönderildi. 1922’de ülkeye döndükten sonra Ankara hükümetinde vekillik ve heyeı-i vekile reisliği yaptı. 1923’te Halk Fırkası içinde Mustafa Kemal ve İsmet Paşa’ya karşı muhalefeti yönetti. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. 1926 İzmir Suikasti’nin arkasındaki beyin olmakla suçlandı ve gıyabında on yıl hapse mahkum oldu. 1936’ya kadar yurtdışında yaşadı. 1942-1944 arasında Londra büyükelçiliği yaptı.
Marş için ödül konduğundan dolayı yarışmaya katılmayı düşünmez. Dostlarının ısrarı üzerine katılmayı kabul eder. Birincilik ödülünü Ankara'da muhtaçlar için faaliyet gösteren bir derneğe bağışlar. Halbuki o günlerde kendisi için bir palto alabilecek parası yoktur.
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Alıntı
-Yasa elinizde, kalem elinizde! -Elinde yasa olanlar, kalem olanlar böyle şey düşünüyormu şimdi? Kalkınıyoruz, kalkındırıyoruz diyorlar, hepsi palavra! Ancak kendilerini kalkındırıyorlar!
Sayfa 83·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam