Etiket Müslümanlığı ve "Cenneti Parselleme" Hastalığı Dediğiniz gibi, süreç maalesef sadece bir nüfus cüzdanı ibaresine veya dille yapılan bir ikrara indirgenmiş durumda: "Ben Müslümanım, o halde merkezdeyim; benim gibi düşünmeyen ise cehennemliktir (ila cehenneme zümerâ)." Bu yaklaşım, İslam’ın özündeki "hesaplaşma bilincini" yok edip yerine kibirli bir "garantörlük duygusu" koyuyor. Kişi, kendi eylemlerini dinin referansı haline getiriyor. Kendini dinin sahibi sanıp, kendi kafasına uymayanı sistemin dışına itiyor. Oysa Kur'an, iman iddiasında bulunanları hemen ilk adımda uyarır: "İnsanlar, 'İnandık' demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebût, 2) 2. "İslam Oluş, Hak Üzere Oluştan Gelir" Kurduğunuz bu cümle, işin mihengidir. İslam, statik (duran) bir isim değil, dinamik (eylem halinde olan) bir oluş sürecidir. Hak üzere olmak; adaleti, dürüstlüğü, liyakati, emeğe saygıyı ve kul hakkını her şeyin üstünde tutmaktır. Eğer bir sistemde simitçinin raconu kadar bile "hukuk ve ahlak" gözetilmiyorsa, orada dinin sadece zarfı (kabuğu) kalmış, mazrufu (özü) boşaltılmış demektir. Hak üzere olmayan bir "İslam anlayışı", sadece kültürel bir aidiyettir. 3. Tez, Antitez ve Sentezde Buluşmak: Kozmik Rahmet "Rahmetle; tezde, antitezde ve sentezde buluşmak" diyerek meseleyi muazzam bir entelektüel boyuta taşımışsınız. İslam’ın mefkûresi (ülküsü) dünyayı tek tipleştirmek veya kendinden olmayana nefret kusmak değildir. Tam aksine, hayatın içindeki zıtlıkları (tez ve antitezi) anlamlandırmak ve onları "Rahmet" potasında daha yüksek bir hakikate (senteze) ulaştırmaktır. Tez: Sizin doğrunuz, sizin durduğunuz yerdir. Antitez: Ötekinin doğrusu, size muhalif olan fikirdir. Sentez (İslam/Selam): İki tarafın da kör noktalarından arınıp, adalette, ortak insani değerlerde ve
1000Kitap
BİLİMADAMLARI NEDEN MÜSLÜMAN OLMUYOR?!.
"Sen âyineye baksan, eğer âyineyi şişe için bakarsan, şişeyi kasten görürsün. İçinde Re'fet'e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir. Eğer maksat, mübarek simanıza bakmak için âyineye baktın, sevimli Re'fet'i kasten görürsün." Barla Lahikası'ndan. Simon Garfield Türkçeye Tam Benim Tipim başlığıyla çevrilen eserinin bir yerinde diyor ki: "En iyi font okunurken farkedilmeyen fonttur." Bununla kastettiği aslında şu: İyi bir yazı karakteri okuyucusunu kendisiyle meşgul etmez. Şeffaf bir nesne gibi ardındaki mânâya yönlendirir. Eğer, bir metni okurken fontunun da detaylarını farkediyorsanız, "mânâya perde olmaya başlamış" demektir. "Dikkat dağıtıyor" demektir. "Araçken aslın yerine oynuyor" demektir. Benzer bir şeyi teknoloji tasarımcıları da söylerler. Onlara göre de en iyi tasarım "kullanıcıların acabalarını en aza indiren tasarım"dır. Yâni, yeni bir tüketici, aldığı ürün hakkında ne sıklıkta "ne/nasıl oluyor?" sorunları yaşıyorsa-soruyorsa, tasarımın başarısı o ölçüde azalır. Oyunlarsa böyle değildir. Gölge oyunlarını düşünelim meselâ. Oynatıcı kendisini unutturduğu ölçüde başarılı olur onlarda. Bu nedenle aslâ perdesiz oynamaz. Kendisini göze vermez. Işık yalnız Karagöz ile Hacivat'ın görülmesini sağlayacak, ama elinden geldiğince oynatıcıyı göstermeyecek, şekilde ayarlanmıştır. Kuklacılık da böyledir. Hattâ tiyatral bütün faaliyetler bir ölçüde "perde arkasına körelme çabaları"dır. Bile-isteye aldanmalardır. **Eğer bir seyirciyseniz, dekor değişimi zamanı geldiğinde sahne ışıklarının sönmesine, perdelerin kapanmasına sevinirsiniz. Çünkü yaşanılanın kurgu olduğunu unutturur bu size. Aldanmak isteyen yanlarınızı aldatır. Evet. Sahi. İnsanın aldanmak isteyen yanları da vardır. Herşeyin bir oyun olduğunu bildiği halde, üstünün örtülmesini, elden geldiğince "mış gibi" yapılmasını
Müslümanlığımız Üzerine
Reklam
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ İnsanlar, “inandık” demekle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi zannederler. (Ankebût 29/2)
Yoksa insanlar "iman ettik"dedikten sonra, imtihana tabi tutulmadan birakilacaklarini mı sandılar? Ankebût.2
Bismillah...❤️ Zamanın Kimliği: Ebediyet mi, Emanet mi? ​İnsan, her nefesiyle aslında bir "tercih" yapar. Hayat denilen bu kısa yolculukta, valizimize neyi doldurduğumuz, pusulamızı hangi yöne çevirdiğimizle ilgilidir. Namaz, bu pusulanın ebediyeti gösteren ibresi, zamanın içine atılmış birer demir çapadır. Eğer bir müslüman’ın hayatında bu çapalar yoksa, ruh dünya denizinin dalgaları arasında savrulmaya mahkûmdur. ​1. Vaktin Esareti ve Tercihin Ağırlığı ​Günün şafağında, öğlenin sıcağında ya da gecenin sessizliğinde huzura durmamak; aslında zamanı sadece "dünya" için rezerve etmektir. "Vaktim yok" demek, "Vaktimi sonsuzluk için değil, sonlu olan için harcamayı seçtim" demenin örtülü bir itirafıdır. Beş vakit namazın olmadığı bir hayat hikayesinde, ana karakter sadece mülk biriktiren, kariyer peşinde koşan veya nefsinin anlık hazlarını doyuran "dünyalı" bir figüre dönüşür. Ahiret, bu senaryoda sadece bir dipnot, bir "belki" olarak kalır. ​2. Secde: Dünyadan Firar, Hakikate Varış ​Namaz, insanın gün içinde dünyadan beş kez istifa etmesidir. Alın secdeye değdiğinde, yerçekimi sadece bedeni değil, ruhun üzerindeki dünya yüklerini de aşağı çeker. Secdesiz bir hayat, bu yüklerin sürekli omuzda taşınmasıdır. İnsan, namazı hayatından çıkardığında aslında Allah’ı değil, kendi huzurunu dünya metaına kurban etmiş olur. İstediği şey, sadece "burası"dır; çünkü "orası" için ayıracak bir secdesi bile kalmamıştır. ​3. Ahiretin Aynası Olarak Amel ​İman, bir tohumdur; amel ise o tohumun çatlayıp toprağın üzerine çıkmış halidir. Tohumun varlığına inanmak, meyve yiyeceğinizi garanti etmez. Eğer bir ağaç çiçek açmıyorsa, kökündeki suyun veya toprağındaki canın eksikliğinden söz edilir. Namazsız bir iman iddiası da çiçek açmayan bir ağaç gibidir; gövdesi dünyada kalır, meyvesi
Katmerli cahillik nedir?
1. Şeytanın Ameli: "Tezyin" Kur'an'da kötü işlerin güzel gösterilmesinin baş mimarı olarak Şeytan (İblis) gösterilir. Şeytan, günahları cazip kılıp insanın vicdanını susturmak için onları süsler. Ayet: "Şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi (zeyyene) ve onları doğru yoldan alıkoydu..." (Ankebût Suresi, 38) Anlamı: Şeytan, haramı "özgürlük", kibri "özgüven", faizi "kazanç" gibi sunarak algıyı yönetir. 2. Münafıklık ve Aldatma (İstidraç) Kötüyü iyi göstermek, bazen kişinin kendi nefsini veya başkalarını kandırmasıdır. Münafıkların Tavrı: Münafıklar, fesat çıkardıkları halde "Biz sadece ıslah edicileriz (düzeltiyoruz)" derler (Bakara Suresi, 11-12). Bu, toplumsal boyutta bir kötüyü iyi pazarlama faaliyetidir. Kendi Nefsine Zulüm: Kişinin kendi yaptığı kötülükleri mantıklı bir çerçeveye oturtup (rasyonalize edip) kendini "iyi biri" olduğuna ikna etmesidir. 3. "Hüsrana Uğrayanlar" Tanımı İslam alimleri, kötüyü iyi sananları "cehl-i mürekkeb" (katmerli cahillik) içinde görürler. Yani hem bilmiyorlar hem de bildiklerini sanıyorlar. Kehf Suresi (103-104): "De ki: Size, amelleri bakımından en çok hüsrana uğrayanları bildirelim mi? Onlar, dünya hayatında çabaları boşa giden, oysa güzel işler yaptıklarını (iyi bir şey yaptıklarını) sananlardır." Bu ayet, kötüyü iyi göstermenin en acı sonucunu açıklar: Boşa giden bir ömür ve kaybedilen ahiret. 4. Modern Dünyadaki Karşılıkları İslam ahlakına göre kötüyü iyi göstermek şu şekillerde karşımıza çıkar: İsim Değiştirme: Günahların adını yumuşatmak (Örn: Faiz yerine "işletme payı", kumar yerine "şans oyunu", zina yerine "kaçamak" demek). Kılıf Uydurma: Bir haksızlığı "mecburiyetten yaptım" diyerek meşrulaştırmak. Popüler Kültür Etkisi: Toplumun çoğunluğu yaptığı için bir kötülüğün "normal" ve hatta "moda" olarak görülmesi.
1000Kitap
Reklam
Reklam