Yalom'un Din ve Psikiyatri kitabındaki bu yaklaşımı, dinlerin kökenini doğaüstü bir açıklamadan ziyade insanın varoluşsal ve psikolojik ihtiyaçları üzerinden değerlendirmesi bakımından dikkat çekicidir. Yazar, insanın doğadan ve evrenden kopuşunun yarattığı yalnızlık, anlam arayışı ve ölüm kaygısının dinî sistemlerin gelişiminde etkili olduğunu ileri sürer. Bu bakış açısına göre dinler, yalnızca metafizik inançlar bütünü değil, aynı zamanda insanın evrendeki konumunu anlamlandırma çabasının ürünüdür. Ancak Yalom'un yaklaşımı, dinlerin tarihsel, kültürel ve teolojik boyutlarını büyük ölçüde psikolojik açıklamalara indirgediği gerekçesiyle eleştirilebilir. Buna rağmen eser, din olgusunu psikiyatri ve varoluşçu felsefe ekseninde sorgulayan, okuyucuyu alışılmış din anlayışlarını yeniden düşünmeye sevk eden önemli bir çalışma niteliğindedir.