İnsanlar ve olaylar, matematiksel bir kesinlikle "%100 haklı" veya "%100 haksız" kategorilerine her zaman yerleştirilemez. Çünkü haklılık; niyet, bilgi düzeyi, iletişim biçimi, olayların kronolojisi, tarafların sorumlulukları, ortaya çıkan sonuçlar ve bağlam gibi birçok değişkenin birlikte değerlendirilmesiyle anlam kazanır. Bu nedenle bir kişinin haklılık oranı, farklı kriterler esas alındığında değişebilir.
Adalet, taraf tutmak değil; olayın bütün değişkenlerini görebilmektir. İnsanların çoğu tamamen melek veya tamamen şeytan olmadığı gibi, ihtilafların çoğunda da haklılık ve sorumluluk farklı oranlarda taraflara dağılmıştır. Ancak bu durum, açıkça zarar verici veya ahlaken yanlış davranışları meşrulaştırmaz; yalnızca hüküm verirken daha dikkatli ve kapsamlı olmayı gerektirir.