“Özgür ve mutlu olmamıza engel her türlü küçücük, aldatıcı şeylerden kaçmak, işte hayatımızın anlam ve hedefi. İleri! Durdurulamaz bir şekilde, orada uzaklarda parıldayan aydınlık yıldıza yürüyoruz! İleri, durmayın, arkadaşlar!
Her insan bir anlamda içinde geçmişini taşır; kimi zaman ananın içine geçmiş anılarıyla dolduruverir. Bir koku, bir melodi insan çocukluğuna götürür, anıları tüm yoğunluğu ile yaşatabilir. İnsan, farkına varmadan, şimdi-buradaya, çoğu kez geçmişin gözlükleri ile anlam verir.
Başım öne eğik bir vaziyette evime doğru yol aldım. Yaptıklarımı kafamdan geçiriyordum. Her şey ne kadar da basitti aslında. İnsanın canı ne kadar da kırılgandı. Eve döner dönmez üstümdeki kıyafetleri çıkardım. Hafif bir sarsıntı sonrası sandıktan çıkan giysileri yakmaya niyet ettim. Bir başkasının giyip de kötülük işlemesine engel olmak istiyordum. Ben nasıl bu tuzağa düşmüştüm? Hiç anlam veremedim.Anladığım, herkesin bilinçaltında her tür insanı barındırdığıydı. İnsan kendi içinde birlik halinde yani "ben" değildi, bizdi ve sizdi. Durum böyle olunca değişkenlik göstermesi beklenen durumdu. Ben kan görmeye meyilliysem doktor da olma fırsatım vardı kasap da. Boksör de olabilirdim katil de. Seçimler vardı ve kader yolunu ona göre çizerdi. Bana aktarılan emre öyle ya da böyle uymamıştım. "Yaşamı ve iyiyi, ölümü ve kötüyü koydum önüne. Ve yaşayabilmen için hem sen hem de soyun yaşamı seç." Maalesef kötülüğe boyun eğmek kolay gelmişti. Vicdan ve sağduyusu olan insan zaten ahlak kuralları nedir içten içe bilirdi. Demek ki her ikisinden de yoksundum. Birini yaşatmak yerine o kişiyi öldürmek cazip görünmüştü. Katili istedikleri kadar arasınlar bulmanın veya ispat etmenin yolu yoktu. Bu beni az da olsa rahatlatıyordu. Yaptığım yanıma kalır mıydı? Hiç sanmıyordum. Bedeli neyse zamanı geldiğinde illa ödeyecektim.