Ferrari'sini Satan Bilge

·
Okunma
·
Beğeni
·
28.932
Gösterim
Adı:
Ferrari'sini Satan Bilge
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759064310
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Goa Basım Yayın
Baskılar:
Ferrari'sini Satan Bilge
Ferrari
"Ferrari"sini Satmış Rahib
Kalabalık mahkeme salonunun tam ortasında çökmüş haldeydi. O; büyük düşleri olan, zeki, yakışıklı, korkusuz ve ülkenin en seçkin dava avukatıydı.

Onu 17 yıldır tanıyordum. Julian'ın şok edici mahkeme gösterileri sürekli gazetelerin ön sayfalarında yer alıyordu. Çoğu kimsenin sadece düşleyebileceği her şeyi elde etmişti: Yıldızlara varan mesleki şöhret, milyonlarca dolarlık banka hesapları, en pahalı semtte olağanüstü bir malikane, özel bir jet, tropikal bir ada ve orada yazlık bir ev ve de çok değer verdiği varlığı-evinin özel yolunun ortasına parkettiği kırmızı bir Ferrari.
Şimdi ise Büyük Julian kalp krizi geçirmiş, çaresiz bir bebek gibi yerde kıvranıyor ve deli gibi sarsılıyordu.

Bütün bunlar üç seneden fazla bir zaman önce yaşanmıştı. Son duyduğum Julian'ın Hindistan'a gittiği idi. Ortaklardan birine hayatını sadeleştirmek istediğini, bazı yanıtlara ihtiyacı olduğunu ve onları bu mistik ülkede bulmayı amaçladığını söylemişti. İşine son vermiş, malikanesini, adasını ve jetini elden çıkarmıştı. Hatta Ferrari'sini bile satmıştı.
Bir gün ofisimin kapısı yavaşça açıldı. Kapının ardında canlılık ve enerji yayan, genç ve iyi görünüşünden fazla neredeyse kutsal diyebileceğim bir huzura sahip, gülümseyen bir adam kapıda göründü.

"İşimi elimden almaya niyetli hızlı bir avukat herhalde"diye düşündüm.
Genç adam sevdiği bir öğrencisini izleyen Buda gibi gülümseyerek bana bakmayı sürdürdü. Dayanılmaz sessizlikle geçen uzun bir aradan sonra şaşırtıcı bir biçimde emredici bir ses tonuyla konuştu:
"Tüm konuklarına böyle mi davranırsın John, hele sana mahkeme salonlarının sırrını öğreten birine"
"Julian? Bu sen misin? İnanamıyorum! Gerçekten sen misin?"
Güçlü kahkahası kuşkularımı doğruladı. Önümde duran genç adam uzun süredir kayıp şu Hintli Yogiden başkası değildi: Julian Mantle. İnanılmaz değişimi karşısında şaşkına dönmüştüm.
230 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kimilerine göre hayatımız akıp gitmekte olan bir nehir, kimilerine göre de göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir zaman dilimi. Bana göre de bir ân'dan ibaret, ta ki ebediyete intikal edeceğimiz o son ân'a kadar. Geçmiş yaşanmış ya da yarım kalmış yaşanmışlıklarla harmanlanmış karmakarışık, gelecek ise çözülmeyi bekleyen bir bilmece. Yani sırlarla dolu bir muamma.

Eskiden okumuş olduğum bir eserde, yazarın paylaştığı bir alıntıdan çok etkilenmiştim. Her ne kadar alıntıyı paylaşan yazar ile düşünce bazında ortak bir yargıya varmış olsam da, istem dışı alıntı belleğime kazılmıştı bir kere. Alıntıya göre, " Hayatımızın yarısını ana babalar, yarısını da çocuklarımız mahvediyor. " demekteydi. Ne zaman bu cümle zihnime dolsa, uzun uzun tefekküre dalarım. Ve her defasında da vardığım ortak karar, hayatımızı bilfiil kendimizin mahvettiği hakikati. Kabul ediyorum ebeveynlerimiz de, evlatlarımız da hayatımız hususunda söz sahibi. Bu hak onlara fıtratımızdan dolayı verilmekte. Lâkin, bu süreç biz izin verdiğimiz müddetçe etkili değil mi? Eylemlerimize olumlu ya da olumsuz müdahale de bulunuluyorsa, bu müdahale edenlerin mi, yoksa karışmalarına müsaade ettiğimiz için bizim suçumuz değil mi?

Eser de Julian Mantle' de hayatını mahvedenlerden. Ama ne ebeveyn, ne de çocuk değildir, hayatını karartmasına en önemli etken. Tam tersi önlenemez hırs ve emelleri uğruna, bedeninin iflas etmesine sebep olur. Daha fazla para ve daha yüksek bir mertebeye sahip olmak! Beden yıpranınca ruh sağlam kalır mı? Bedene oranla o da zamanla yıpranacak. Nice insanlar tanırım ki, yaşları hayatlarının baharında cıvıl cıvıl, enerjik olmaları gerekirken, bu gencecik yaşlarında enerjileri tükenmiş, biçare gibi etrafta dolanmaktalar. Ya çok çalışıp bedeni yormaktalar ya da olur olmaz düşüncelerle zihnin çökmesine sebep olmaktalar.

Neyse ki Julian 53 yaşında öğrenir, hayatın anlam ve değerini. Hatta öğrenmekle kalmaz, biz okurlara da öğretmenlik yaparak öğretir. Aslında dile getirdikleri o kadar basit detaylar ki. Belki içimizde hepimiz biliyoruz bile! Ama ne yazık ki, iş uygulamaya gelince, sınıfta kaldığımız su götürmez bir hakikat olmakta. Yaşamın değerini ölüm gelip de kapımızı çaldığı an anlarız. Oysa ki Seneca'nın, " Ey hayat! Ölüme şükret. Seni o'nun yüzünden seviyorum. " diyebilmeli insan.

Eser de olay örgüsü akıcı. Lâkin bana göre, bir solukta okunup bitirilecek bir eser değil! Benim nezdimde her cümlenin üzerinde tefekküre daldığım ve yaşamımda uygulamaya ihtimam gösterdiğim bir kaynak oldu. Dile getirilen cümleler bilinen cümleler olsa da, esere bir şans verilmeli! Bakarsınız, yaşamınız olumlu anlamda değişebilir... Kim bilir...

" Hep başın arkaya dönük mü, ilerlersin sen? Ya da; gördüğün şey hep geride kalan mıdır? Ya da; daha doğrusu geçmişe mi, senin yolculuğun? "
Italo Calvino ( Görünmez Kentler/ 76)
230 syf.
·10 günde·8/10
Öncelikle belirtmek isterim ki; genel anlamda bu kitap, acımasızca yapılan eleştirileri kesinlikle hak etmiyor. Kitabın en beğenilen incelemesi ise kitabı dahi okumayan bir arkadaş tarafından yapılmış bir inceleme olması da zannediyorum ki sitenin çok büyük bir ayıbı. Biz kitapseverler olarak hangi ara bir emek karşısında bu kadar saygısız, kaygısız ve acımasız olduk.

Sitemkâr ve gergin bir başlangıç yaptığımın farkında olmakla beraber kitap hakkındaki düşüncelerime geçmek istiyorum. Kitap, bir kalp rahatsızlığı sonucu Ferrari’sini satan bir avukatın, Hindistan’a yaptığı ziyaretle hayatına kattığı disiplin ve kaliteyi biz okurlara yansıtmaya çalışıyor. Yansıtıyor da. Öyle ki kitabı okurken doğa ile alakalı öylesine güzel tasvirlerden sonra hafta sonu bir doğa gezintisi yapmamam imkansızdı.

Kitap yetişkin bir bireyin hayatını ne kadar kaliteli yaşadığını sorgulamaya itiyor. Bu noktada kalite kelimesi ancak zihin yönetimi, gerçek bir amaç edinme, sürekli değişim, disiplin, zamana saygı, başkalarına yardım etme ve anın değerini bilme parametrelerinin gerçekleştirilmesi ile bir bütüne ulaşıyor ve işte o zaman kaliteli bir yaşamın sırlarına vakıf olunabileceği okurun zihninde yer ediniyor. Kitapta o kadar güzel cümleler var ki sırf bu güzel, bol sorgulatmalı ve farkındalık tohumu serpen cümlelerin varlığı sebebiyeti ile Ferrari’sini Satan Bilge okunmaya değer bir kitap.

Hiçbir zaman ön yargılı olmamak gerek. Şu kitabı yapılan yorumlar yüzünden okumasaydım neler kaçırdığımın dahi farkında olamayacaktım. Bu anlamda yapılan incelemelerin daha detaylı daha doyurucu olması en büyük temennim. Kitabın en güzel alıntılarından biri ile incelemeyi sonlandırmak istiyorum; Mutluluk doğru kararlarla, doğru kararlar deneyimle ve deneyim yanlış kararlarla gelir.
230 syf.
·5 günde·7/10
*Kitap için beklentisini çok yüksekte tutan ya da çok fazla kişisel gelişim kitabı okuyan varsa, belki beklentisinin biraz altında kalabilir. Ama ben kendimden bir çok şey bulduğum, eksiklerimi fark ettiğim ve değiştirmem için ne yapmam gerektiğini öğrendiğim için severek okudum.

Konusuna gelince Julian Mantle, yoğun bir tempo ile çalışan, kariyer, şöhret ve zenginliğe sahip, ülkesinin tanınmış avukatlarından biridir.
Bir gün davaların birinde Julian kalp krizi geçirerek mahkeme salonunda yere yığılır. Ve tabiri caizse bu kalp krizi Julian için bir dönüm noktası olur. Hayatı için çok önemli bir karar alır...
Kitabın kalanında bu aldığı karar neticesinde 3 yıl boyunca ortadan kaybolur ve dönüşünde tüm yaptıklarını ve yaşadıklarını anlatır. Yani bir insanın anılarını dinliyor gibi hissedeceksiniz. Tek farkı öğretici anılar olması.
Devamını anlatırsam tüm kitabı özetlemiş olurum sanırım. O yüzden kalan kısmı size bırakıyorum  ^_^

İnsanın hayatında önceliklerinin ne olması gerektiğini şöhret ve kariyerde elde edebileceği her şeye sahip olmasına rağmen yaşadığı tatminsizliği çok güzel bir şekilde ifade eden ve bakış açınızın değişmesine yardımcı olan bir kitap.
İyi okumalar dilerim (:
230 syf.
·Beğendi·8/10
Merhabalar değerli inceleme okuyucuları..aynı anda okumakta olduğum ya şundadır ya bunda diyerek üç kitap arasından sivrilerek bitirmeye muktedir olabildiğim bu kitabın incelemesi ile huzurlarınızdayım. Ferrari farkı işte malum :) diğerlerine açık ara fark attı :)

Adındanda anlaşıldığı üzere kahramanımız Ferrarisini satıp yalınayak başı kabak bir yogi olarak hayatını 180 derece değiştiren Amerikalı bir avukat.. her Türk gibi siz de soruyorsunuz tabi ne olmuş da bu Ferrari satılmış diye ?? Yani kafasına DAŞ mı düşmüş, evine HACİZ mi gelmiş, Vegas ta RULET masasında mı kalmış ne olmuş yani??

Öğrenmek istiyorsanız o vakıt gelsiin Spoiler :))

Efenim uyarımızı da yaptıktan sonra gelelim mevzuya.. Robin Sharma kitabı 1997 de yazmış ve o dönemde yer yerinden oynamamış :) tabi ilk etapta. Sonrasında patladı gitti hesabı gelsin Ferrari ler :) bu konuda çok eleştiri almış hani 'oturduğun arpa sekisi çığırdığın İstanbul türküsü' misal söylediği ile yaşadığı birbirine uymayanların inandırıcılığının doğal olarak olmaması yüzünden. İşin Türkiye ayağında ise 2010 da hakları satın alan Türk yayınevi epey baskı yapmış vs vs.. 97 li dönemlerde hatırlıyorum çok meşhurdu bu kişisel gelişim kitapları tarzı kitaplar...benim de epey okumuşluğum vardır değişik yazarlardan.. hala niye okuyorsun peki daha akıllanmadın mı diyecekler olacaktır tabi :) ama aldık bişiler yine.. ne demişler 'ettekraru Ahsen velevkane yüzseksen' :)
yani çoğu yazarın başka kelimelerle anlatmaya çalıştığını Sharma efendi bir yoginin ağzıyla anlatıyor hem de Himalayalar ın kuş uçmaz kervan geçmez Sivana sında Nirvana ya 6 ayda ererek..
Garip olan şu ki benim de iki puan kısmama sebep bu Nirvanayı bi gecede anlatıyor eskiden en iyi arkadaşı olan meslektaşına..

Hızır gibi mübarek :))

Bol bol alıntı yaptım kritik ve can alıcı noktaları..ister bir yogi ister bir islam alimi ister bir peygamber anlatsın ki anlatılanlar hakkaten gerçek anlamda insanın dünyasını düzenleyen önemli şeyler.. Dünyaya geldik bir kere kederi bırak hergün bu şarkıyı söyle hesabı hayatı yaratılış kodlarına göre yaşamak yani oyunu kurallarına göre oynamak en akıllıca olanı aslında.. Kitapta bol bol dediği şey UYANIŞ bu..yani hayatta olduğunun VE NEDEN hayatta olduğunun FARKINA varış ve buna uygun yaşayış.. her insan için bu uyanış tabiri caizse bir dürtme ile oluyor malum.. kahramanımız için de bu uyanışın başlangıcı mesleğinin zirvesinde paraya para demezken mahkeme salonunun orta yerinde kalp krizi geçirmek oluyor.. tabii ki verilen ikinci bir hayat şansında onca kaçırılan hayat akışı içinde Ferrari de neymiş :)

Buraya kadar okuyup da kitabı merak edenler için tavsiye edebilirim. Lâkin alışkanlıklarına dönmenin tüm kolaylığı ile "ula rakı içenler öldü de su içen ölmedi mi " diyen Türk kardeşlerime tabiki diycek heeeç bişey olmaz :)
bu derdin devası yok yani :))

Bir incelemenin de sonuna geldik kalanlara selam olsun :)
Her zamanki gibi sevgiyle aşkla kalın canlar..
230 syf.
·3 günde·9/10
Zamanının çoğunu çalışmaya veren avukat Julian, günde neredeyse 18 saat ofisinden çıkmıyordu. Birgün yine bir mahkemede duruşma saatini beklerken aniden kalp krizi geçirir . Hastaneye kaldırılır. Birkaç gün hastanede kaldıktan sonra zor bir karar verip işten ayrılır . Buna en çok üzülen kardeşi gibi sevdiği, öğrencisi John olur .
Hindistan 'a yerleşen Julian hırpalanmış hayatını boşa harcadığını farkeder . Orada bilgilerle tanışır . Tanıştığı bilgelerden biri de Yogi Raman 'dır. Ondan çok şey öğrenecektir.
Geçmişte yaşadığı hayatının aynısını ögrencisi John 'de gören Julian : Yogi Raman'dan öğrendiği 7 Erdemi ona da anlatıp onun da hayatını güzel bir şekilde yaşamasına yardımcı olur .
Hayır okumadım, okumayı da düşünmüyorum. Yorum yazmak için illa ki okumuş olmak mı gerekiyor, hayır. Puanına baktım diğer yorumları okudum ve kitabı okumamaya karar verdim. Ama kişisel gelişim kitapları sevenler için bir kitap önerebilirm. Leonardo Da Vinci gibi düşünmek. Kitap bu sitede yok ama çok güzel, çok faydalı bir kitap. Okuyun derim..
230 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Böyle kitap mı olur? Resmen bitirmek için mücadele ettim. Çok sıkıcıydı.. İşin garip tarafı içindeki öğreti ve tavsiyeler uygulama da olmayacak ya da zaten uygulamak zorunda oldugumuz ve uyguladigimiz şeyler. Her yönüyle bana saçma geldi. Belki de saçma olan benimdir, bilemem. Açıkçası çok şey vermeye çalışıp hiç bir şey vermeyen bir kitap. Daha iyi kitaplara zaman ayrılabilir.
230 syf.
·7/10
Robin Sharma'nın okuyanları bilge yapmak suretiyle, elde ettiği kazançla kendi Ferrarisi'ni almak için çıktığı yolculuğu anlatıyor.

Tam olarak bu, evet.
230 syf.
·Puan vermedi
Hayatın bize nasıl yaşanacağını ve sonunda pişman olmayacağımız bir yaşamı asıl elde edeceğimizi anlatan ve altın öğüt ler barındıran bir kitap ve okunması gerekenler arasinda
200 syf.
·8/10
Üniversitedeyken sahafta görüp merak ederek aldığım kitabı o zamanlar yarım bırakmıştım. Bu ayki okuma listemi oluştururken daha fazla bekletmek istemediğimden onu da dahil ettim. Ancak Sofie'nin Dünyası'yla aynı anda gitmediğini belirtmeliyim çünkü ikisi de kendi dallarında son derece yoğun kitaplar bu yüzden hem bitirmem uzun sürdü hem de beni çok yordu. Kitabı beğenmeyen çok kişi olduğunu gördüm ama bu benim kendi düşüncelerimi pek etkilemedi. Ben kendi adıma, çok basit uygulanabilen ama etkili olacağına inandığım öğütler edindim. Aynı zamanda öğrencilerim için de kullanabileceğim yöntemlerin veya ufak hikayelerin olduğu bir başucu kitabı olduğunu düşünüyorum, sindire sindire okunması gereken hoş bir kitaptı.
230 syf.
·Beğendi·10/10
Ferrasini Satan Bilge, herkesin hayatında bir defa da olsa okuması gereken, hayatı anlamlandırmak için uygulaması gereken bilgiler ve tecrübelerle dolu. Klasik kişisel gelişim kitabı değil ve mesajlar bir adamın hayatındaki değişimler üzerinden anlatılıyor. Yaşama başka bir bakış açısıyla bakmak isteyenlerin aradığını bulabileceği bir kitap. Kesinlikle herkesin okumasını öneriyorum. :)
230 syf.
·23 günde·6/10
Kitap hakkında bu sitede olumsuz çok yorum olsa da kitabı okumak istediğim için okudum. Bazı yorumlara hak verdim, bazılarını ise abartılı buldum.

Şöyle ki, kitabın bize vermek istediği dersler aslında hemen hemen hepimizin bildiği ama uygulamadığımız şeyler. Zamanı planlamak, iyilik yapmak, disiplinli olmak VS... Bunları çok duyduk ve biliyoruz ama uygulamak için çok azımız sarfediyoruz. Kitap, bu değerleri bir kez daha hatırlatmış bize.

Sevmediğim kısmı ise diyaloglar. Kitap, düz olarak yapmamız gerekenleri anlatsaydı belki sıkıcı olurdu ama en azından yapmacık diyaloglarla değerini düşürmemiş olurdu. Doğallıktan çok uzaktı diyaloglar ve bariz olarak sırıtıyordu. Bu yüzden bu diyaloglar olmasaydı ta diye kitap boyu çok söylenmişimdir kendi kendime.

Tavsiye edip etmemek konusunda karar veremiyorum ama bir şeyi okumak istiyorsanız, okuyun. Onun bunun düşüncesi için değil, kendi isteğiniz için. Ben bu incelemeyi kararsızlar için buraya bırakıyorum.
Amaçlarına ve hedefine giden yolda ilerlerken eğlenmeyi ihmal etme. Hiçbir zaman geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duyma.
- Yaşamda komik olan ne, biliyor musun?
- Söyle.
- Çoğu kimse gerçekten neyi istediğini ve bunu nasıl elde edeceğini anladığında artık çok geç olmuştur. "Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse" deyişi o kadar doğru ki.
Cesaret sana, diğerlerinin başarısız olduğu yerde vazgeçmeme iradesini kazandırır.
Robin Sharma
Sayfa 99 - Goa yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ferrari'sini Satan Bilge
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759064310
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Goa Basım Yayın
Baskılar:
Ferrari'sini Satan Bilge
Ferrari
"Ferrari"sini Satmış Rahib
Kalabalık mahkeme salonunun tam ortasında çökmüş haldeydi. O; büyük düşleri olan, zeki, yakışıklı, korkusuz ve ülkenin en seçkin dava avukatıydı.

Onu 17 yıldır tanıyordum. Julian'ın şok edici mahkeme gösterileri sürekli gazetelerin ön sayfalarında yer alıyordu. Çoğu kimsenin sadece düşleyebileceği her şeyi elde etmişti: Yıldızlara varan mesleki şöhret, milyonlarca dolarlık banka hesapları, en pahalı semtte olağanüstü bir malikane, özel bir jet, tropikal bir ada ve orada yazlık bir ev ve de çok değer verdiği varlığı-evinin özel yolunun ortasına parkettiği kırmızı bir Ferrari.
Şimdi ise Büyük Julian kalp krizi geçirmiş, çaresiz bir bebek gibi yerde kıvranıyor ve deli gibi sarsılıyordu.

Bütün bunlar üç seneden fazla bir zaman önce yaşanmıştı. Son duyduğum Julian'ın Hindistan'a gittiği idi. Ortaklardan birine hayatını sadeleştirmek istediğini, bazı yanıtlara ihtiyacı olduğunu ve onları bu mistik ülkede bulmayı amaçladığını söylemişti. İşine son vermiş, malikanesini, adasını ve jetini elden çıkarmıştı. Hatta Ferrari'sini bile satmıştı.
Bir gün ofisimin kapısı yavaşça açıldı. Kapının ardında canlılık ve enerji yayan, genç ve iyi görünüşünden fazla neredeyse kutsal diyebileceğim bir huzura sahip, gülümseyen bir adam kapıda göründü.

"İşimi elimden almaya niyetli hızlı bir avukat herhalde"diye düşündüm.
Genç adam sevdiği bir öğrencisini izleyen Buda gibi gülümseyerek bana bakmayı sürdürdü. Dayanılmaz sessizlikle geçen uzun bir aradan sonra şaşırtıcı bir biçimde emredici bir ses tonuyla konuştu:
"Tüm konuklarına böyle mi davranırsın John, hele sana mahkeme salonlarının sırrını öğreten birine"
"Julian? Bu sen misin? İnanamıyorum! Gerçekten sen misin?"
Güçlü kahkahası kuşkularımı doğruladı. Önümde duran genç adam uzun süredir kayıp şu Hintli Yogiden başkası değildi: Julian Mantle. İnanılmaz değişimi karşısında şaşkına dönmüştüm.

Kitabı okuyanlar 5.741 okur

  • Seçkin Paksoylu
  • ÖZKAN KIZILDAĞ
  • Behiye Karaoğlan
  • Zafer Güngör
  • Özlem alkan
  • Dilek kirik yıldız ⭐
  • Zeycan duman
  • Zeki sarıçiçek
  • Rabia karaer
  • Suat Kızıl

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.3 (18)
9
%1 (14)
8
%1.9 (26)
7
%1.2 (16)
6
%0.8 (11)
5
%0.3 (4)
4
%0.3 (4)
3
%0.1 (1)
2
%0.1 (1)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları