Bazı anlar var keşke o anlarda kalabilseydim.
Duygu ve Düşünce
Ailenizi ve çocuğunuzu kıyaslamak üzerine..
Ancak günümüzde anne-babaların kendi çocuklarına odaklanmasını zorlaştıran önemli etkenlerden biri de sosyal medyadır. Sosyal medya sayesinde anne-babalar artık yüzlerce aileyi aynı anda takip edebiliyor. Başka çocukların başarıları, katıldıkları etkinlikler ve ailelerin paylaştıkları mutlu anlar sürekli göz önünde olunca, birçok ebeveyn farkında olmadan kendi ailesini ve çocuğunu değerlendirmeye başlıyor. Ancak sosyal medyada gördüğümüz şey hayatın tamamı değil, seçilmiş birkaç kareden ibarettir. Başka çocuklarla kendi çocuğumuzu karşılaştırmak, hem ebeveynler üzerinde gereksiz bir baskı oluşturur hem de çocuklardan gerçekçi olmayan beklentiler doğurabilir. Nitekim her çocuğun ilgi alanları, güçlü yönleri ve ihtiyaçları farklıdır. Çocukların gelişimi bir yarış tablosu değil, kendine özgü bir yolculuktur. Anne Bebek - Sayı 301 (Haziran 2026) (s.27-28)
Ebeveyn çocuk ilişkisi
Reklam
Aşıklara itafen
Aşk belki de insanın kendini başka bir kalpte aramasıdır. Birine gerçekten değer verdiğinde zamanın akışı değişir sıradan anlar bile anlam kazanır Bir bakış saatlerce akılda kalabilir bir gülüş günün en güzel hatırası olabilir aşk sadece düşünülerek değil hissedilerek anlaşılır. Belki de aşkın en ilginç yanı budur İnsan onu ne kadar anlamaya çalışırsa çalışsın içinde her zaman çözülemeyen küçük bir gizem bırakır
Karanlığın İçinden Geçen Yolcu İnsan, kendisine doğru yürüyen bir sırdır. Bir sabah ışığın avuçlarında doğar; henüz dünyanın ağırlığını bilmeden, gökyüzünü kendi kalbinin devamı sanır. Rüzgâr onun için yalnızca bir şarkıdır, zaman ise kırılmamış bir aynanın sonsuz yansıması. Her şey mümkündür. Her şey olacak gibidir. Sonra hayat gelir. Sessizce. Bir ağacın gövdesine işleyen yıllar gibi, görünmeden yerleşir insanın içine. Bazı kapılar kapanır, bazı sesler uzaklaşır. Bir zamanlar yıldızlarla dolu olan göğün altında, eksilen şeylerin gölgesi büyümeye başlar. İnsan, kaybettiklerinin adını koyamadığı bir mevsime girer. İşte umutsuzluk o mevsimin adıdır. Ne tamamen gece, ne de tam anlamıyla gündüzdür. Bir eşiğin üzerinde bekleyen gölge gibidir. İçinde konuşan bütün sesler yorulmuştur. Düşler, kıyıya vurmuş eski gemiler gibi sessizce çürümektedir. Kalp, kendi yankısını bile duymakta zorlanır. Ve insan yürür. Nereye gittiğini bilmeden. Bazen kendi içindeki uçurumun kenarında durur. Aşağı baktığında gördüğü şey karanlık değil, cevapsız sorulardır. Çünkü en derin boşluklar ışığın eksikliğinden değil, anlamın kaybından doğar. O anlarda ruh, kendisini terk edilmiş bir ev gibi hisseder. Pencerelerinde bekleyen hatıralar vardır. Tozlanmış odalarında yarım kalmış sevinçler dolaşır. Duvarlarında eski umutların solgun izleri asılıdır. İnsan kendi içine döndükçe, kaybettiği şeylerin aslında kendisinden kopan parçalar olduğunu fark eder. Fakat karanlığın da bir dili vardır. Sessizlikle konuşur.
Alıntı
Uçurtmayı Vurmasınlar Özgürlüğün değerini en çok, ona hasret kalanlar anlar.
Siz yaralarınızı bugün neyle sarıyorsunuz?
Bir zamanlar yaralarımı yara bantlarıyla kapatmaya çalışırdım. Şimdi ise bir fincan kahve, birkaç sayfa kitap ve yanı başımda uyuyan bir kediyle sarıyorum kendimi. Bazı yaralar zamanla geçmez; ama iyi cümleler, güzel hikâyeler ve huzur veren anlar onlarla yaşamayı öğretir.
1000Kitap
Reklam
Reklam