Ayaklarımı suya değdirir değdirmez denizin gözlerimi yakacak tuzlu bir sıvı; gövdemin en ücra köşesine pervasızca sokulacak yapışkan bir şey olduğunu aklımdan önce gövdem anlar. Tuzlu, biraz da pis suyun içine küçük adımlarla ilerlerken bir yandan da ayak parmaklarımın üzerinde yükselerek kendimi ondan korumaya çalışırım. Kafamla gövdemin ayrı merkezlerden emir aldığını böylece ürpererek hissederim.
“İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu farkettiği an başlar. Adını koyamadığı bu boşluğa tırnaklarını geçirir. Onu eksiltemediğini, yok edemediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla , türlü uğraşlarla ve ilimle, sanatla doldurmaya çabalar. Bir süre sonra anlar ki bunca şeye rağmen başını döndüren boşluk aslında dışında değil , içindedir.”