Osmanlı’nın ölümü ile yaşananın çok büyük bir travma olduğu muhakkaktır. Bu travmanın yarattığı narsisistik yaralanmanın boyutları büyüktür ve kanımca hala yeterince derinlemesine işlenebilmiş değildir. Narsisistik yaralanmanın yarattığı yapısal bir hasar vardır. Ortaya çıkan şiddetli ve karşıt duygular “tamamen iyi” ve “tamamen kötü” şeklindeki yarılmanın sürmesine yol açmış gibi görünmektedir. Bu yarılmanın imgelere yansıyan halini tarafların suretlerinde görüyoruz.
Osmanlı’yı idealize edenler, Cumhuriyeti değersizleştiriyorlar. Cumhuriyeti idealize edenler ise Osmanlı’yı yerin dibine batırıyorlar. Bu kutuplaştırmadan kurtulup, iki tarafı da ortaya doğru toplanan değerlerle düşünmeye çalışmak öfke yaratıyor ve hemen karşı tarafın adamı olmakla eleştirilmeye başlanıyorsunuz.
Psikanalitik Bakış-2: “Bireyin Tarihi, Tarihin Psikanalizi” Sempozyumu, 24- 26 Nisan 2004 tarihlerinde sunulmuştur. Yavuz Erten
Edebiyat,toplumsal yaşam ve en genel anlamıyla popüler kültür üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biri olan “Kötü Çocuk Türk”te Nurdan Gürbilek de, bu masum ve mazlum hüzne dikkat çeker. Bu terbiyeli hüzün, modernleşmiş Batı karşısında boynu bükük kalan fukaralığın hüznüdür. Kendini en çok çocuk imgeleriyle ifade eder. Gözü yaşlı bir çocuk posterinin, Kemalettin Tuğcu romanlarının, Ayşecik ve Ömercik tiplemelerinin onlarca yıl içini doldurduğu imgelerdir bunlar. Bu mazlum ve boynu bükük çocuğun karşısındaki “öteki”, Batılılaşmış, züppe, ya sonradan görme, ya da dejenere, zengin, yetişkin ve acımasızdır.
Bu çocuksu masumiyet sadece göründüğünden mi ibarettir ? Yoksa
psikanalizin bize işaret ettiği gibi çocuk masumiyet görüntüsü ile karşıtlık yaratan vahşi içgüdüler, şiddetli duygular mı yaşar ? Gürbilek bu boynu bükük hüznün belli bir süre var olan görüntüsünün yerini “Batsın Bu Dünya”, “Yazıklar Olsun” diyerek isyan etmeye başlayan Orhan Gencebay figürünün almaya başladığını söyler. Ancak bu isyan içedönük bir yapıdadır. Olgun bir gurur kırıklığıdır. Dışa dönük bir saldırganlıktan ziyade, dünyaya küsen bir edilginliktir. Bu figür de bir zaman sonra yerini “Ben de İsterem” diyen ve şehirli sarışın, renkli gözlü, mini etekli kızın beline sarılan, kara yağız delikanlıya bırakır. Bu delikanlı artık mafya dizilerinin aktörü olarak karşımıza çıkmaya başlar. Ellili yılların Batı, Batılılaşmış, zengin ve züppe figürlerinin karşısındaki masumiyet ve hüzün yerini saldırgan, öfkeli ve iddialı “ben de isterem”ine bırakmıştır. Şehirliyi, Batılıyı pek de tabansız bulur. Onun kadınını elinden alacaktır.
Psikanalitik Bakış-2: “Bireyin Tarihi, Tarihin Psikanalizi” Sempozyumu, 24- 26 Nisan 2004 tarihlerinde sunulmuştur. Yavuz Erten
Yedi yüzyıllık büyük bir imparatorluğun payitahtı, üç kıtadan kendisine taşınan maddi ve manevi zenginliğin nihai durağı olan bu kent, son iki yüz yılındaki gerileme ve çöküş devirlerini tam anlamıyla idrak edemeden, başkentliği başka bir şehre devrederek, büyük bir fakirliğin ortasında eski asaleti ile ayakta durmaya çalışmıştır. Geçen yüzyılı yıkıntı halinde, bakımsız bir şekilde yaşayan kent ve içinde yaşayan bizler başımıza gelenlerin, olup bitenlerin muhasebesini de çeşitli sebeplerle yapamadık. Her gün olay yerinde, yıkılmışlığın dekoru içinde yaşamak ve
bunu bir faili meçhul kasvetine büründüren dilsizlikle boğuşmak… Resmi tarihin bize önerdiği bir unutmaydı. Psikanalizle ilgilenenler unutma illetini iyi bilirler: Unutmak unuttuğunu da unutmak. Ne var ki duygular unutmuyor. Bu dramdan geriye kalan duygu hüzündür. Düşünceleri ve çağrışımları her zaman yakalanamayan bir hüzün var: Duygu var, düşünce yok.
Belki hüzün nihai bir hissediş olsa da, tek duygu değildir. Hüzün önceki duyguları örten bir tüldür belki. Hem biraz gizleyen, hem biraz gösteren bir örtüdür tül. Dikkatlice bakıp, iyice odaklanınca arkasındakiler görünmeye başlar. Tülün örttükleri karşıt duygular mıdır ? Hiddet ve suçluluk ? Aşk ve nefret ? Kibir ve utanç ?
Psikanalitik Bakış-2: “Bireyin Tarihi, Tarihin Psikanalizi” Sempozyumu, 24-26 Nisan 2004 tarihlerinde sunulmuştur. Yavuz Erten
Orhan Koçak’a göre, Osmanlı sonrası ulusal benlik daha en başından itibaren bir temel yarılmayla kurulmuştur: “Birbirinin eksiğini gideremeyen, diyalektik bir çatışma içinde ilerleyemeyen iki yarım dünya, iki dünya müsveddesi : Bir yanda öbür yarımın bayağı ve şekilsiz görünmesine yolaçan bir yabancı ideal; öte yanda, idealin hep ulaşılamaz ve sahte görünmesini garantileyen bir yerli gerçek”.
Psikanalitik Bakış-2: “Bireyin Tarihi, Tarihin Psikanalizi” Sempozyumu, 24-26 Nisan 2004 tarihlerinde sunulmuştur. Yavuz Erten