On sekiz yaşında anne olmuş, otuz beş yaşında neredeyse bir ömür tüketerek, sahip olduğu üç çocukla dul kalmıştı. Çoklarının koca bir ömre sığdıramadıklarını o otuz beş yıla sığdırmıştı. Bedeni hâlâ güzeldi, gençti. Fakat ruhu yaşlanmış, mücadele gücü yıpranmış, umutları tükenmiş, bitmişti. Kendinden başka hiç kimse voktu artık yaslanacak, güç alacak...
Çocuk-anne (bakım veren) yaşantıları genellikle çocuğun gelişmekte olan zihni için bir tür "kuluçka" işlevi görür. Daha eski kuşaktan olan bakım veren büyümeyi başlatan öğelerin yanı sıra, çocuğa istenmeyen psikolojik öğeleri de aktarabilir.
Ama annesinin -kendi kabahati olmadan-bambaşka davrandığı zamanlar da oluyormuş. "Sorun şu ki," diye yazacaktı daha sonra, "hangi anneyle karşılaşacağımızı hiç bilmiyorduk. Her gün okuldan sonra tahmin oyunu oynuyorduk -evde mutlu anne mi olacaktı, korkutucu anne mi?"!