Anneyle olan füzyonel ilişkiden babayla olan idealleştirme ilişkisine yavaş yavaş geçilmektedir. Bu noktada baba, anne olan füzyonel ilişkiye geri gitme arzularının ortaya çıkardığı tehlikelere karşı koruyucu bir işlev üstlenmektedir. Borderline Kişilik Bozukluğu Ahmet Ertan Tezcan
Kaç yaşında olursa olsun, düştüğünde çocuğunu kaldıracaksın. Gücün ne kadarına yeterse yanında olacak, yargılamadan yaralarını saracaksın. Bunu yapamıyorsan kendine “anne, baba” demeyeceksin.
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aile Bozulursa Millet Bozulur!
Lgbtq destekçisi olup "Türkçüyüm, herkes müslüman olmak zorunda değil, Türk kültürüne bakarsanız diğer Avrupa ülkelerind göre çok normal karşıladığını görürsünüz." vb. sapkın düşüncelerini meşrulaştırma gayesinde olanlar var, bugünki konum bu! Bilmeyebiliriz, yanlış biliyor olabiliriz ama inatla da yanlışı savunmak beni düşündürür ve derim ki emeli başka. X'den İstiklal Kadın Hareketi'ni takip ediyorum. Neyse bir ara çok büyük lince maruz kaldılar lgbtq bireyleri kabul etmiyorlarmış, dışlıyorlarmış diye bayağı yaygara kopuyordu. Bunun üzerine de tırnak içinde belirttiğim kısmı diyorlardı. Türkçülük nedir? Kavram çatışmalarının had safhada olduğu şu günlerde herkes farklı bir tanım yapar muhtemelen. Ben Ziya Gökalp 'in Türkçülük tanımıyla ilerlemek istiyorum: Türkçülük, siyasî bir fırka değildir, ilmi, felsefî, bediî bir mekteptir; başka bir tabirle harsî bir mücadele ve teceddüt/yenilenme yoludur. Kısaca da Türkçülüğün Esasları kitabında der ki "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir." Biz şayet ki milletimizi yüceltmek istiyorsak bu özümüzle olur. Peki özümüzde bu sapkınlığın yeri var mı? Tabii ki yok! (Sapkınlık dedim diye linç yiyeceğim %99.9 ama yapacak bir şey yok. Saygı diye bağıriyorsunuz ben de aynısından diyorum😁) Hatta bakınız Sui ve Tang Yıllıklarına (çin kaynakları) çinliler; sınır komşuları olan Hunlar, Göktürkler ve Uygurların yaşam tarzlarını, evlilik adetlerini, giyimlerini ve cezalarını en ince ayrıntısına kadar kaydetmişlerdir. Bu kaynaklarda Türklerin evlilik dışı ilişkilere veya töreye aykırı cinsel eğilimlere çok ağır cezalar verdikleri (genellikle ölüm cezası) belirtilir. Eğer Türkler arasında yaygın bir eşcinsel kültür olsaydı, bunu "barbarların ahlaksızlığı" olarak nitelendirmeyi sevecek olan çinli tarihçiler mutlaka kaydederdi; ancak böyle
1000Kitap

umay • İTC

@otuken_okuru
·
Ayrıca Eski Türk töresinde zina yapan yapan ya da bir kadına tacizde bulunan, tecavüz etmeye kalkan kişilerin çok ağır cezalara çarptırılmaları (ölüm cezası vb.) özünde aile kavramını korumaya yöneliktir.
Sayfa 22 - Giriş-Prof. Dr. Ahmet Taşağıl·Kitabı okuyor
Alıntı
DNA Saygı Üretmez
Belirli bir yaştan sonra anne ve babamızı, üzerlerine giydirilmiş kutsallık zırhından çıkarıp insan olarak değerlendirebilmeliyiz. Çocukluk, ebeveynleri mutlak doğru sanma dönemidir; yetişkinlik ise onları hayatın geri kalan herkesine uyguladığımız ölçülerle tartabilme cesareti. Nasıl bir insan olduklarına, gücü nasıl kullandıklarına, zayıflık karşısında nasıl davrandıklarına, çıkarla vicdan arasında hangi tarafı seçtiklerine bakılmalıdır. Çünkü doğa kimseye ayrıcalık tanımaz; anne olmak da baba olmak da karakter sahibi olmanın kanıtı değildir. Eğer bu muhasebenin sonunda saygıyı hak ediyorlarsa, onlarla yolumuza yalnızca ebeveynlerimiz olarak değil, saygın insanlar olarak devam ederiz. Hak etmiyorlarsa, sırf biyolojik bir tesadüf uğruna saygıyı sürdürmek, gerçeğe ihanet etmekten başka bir şey değildir. İnsanın aşması gereken ilk putlar çoğu zaman kendi evinde yükselir. Kendini aşmak, anne babayı inkâr etmek değil; onları oldukları gibi görebilmektir. Ve belki de en büyük ironi şudur: Hayat boyu çocuklarından koşulsuz saygı bekleyenler, çoğu zaman insan olarak değerlendirilmeye en az dayanabilenlerdir. Çünkü kan bağı yakınlık yaratabilir, fakat saygıyı yalnızca erdem doğurur.
Neden kendime bu hayatı layık görüyorum? Sürekli üste çıkan erkek arkadaş, yan gelip yatan erkek kardeşe rağmen her şeyi bana yaptırmaya çalışan anne, iyi ama sinirlenince gözü dönen baba, berbat bir eğitim hayatı… Niye kendimi bunlardan kurtarmaya çalışmıyorum ki?
Hı?
Bilimsel Araştırmalara göre çocuklarına düzenli kitap okuyan ebeveynlerin çocuklarında dil gelişimi daha hızlı oluyor. Neden daha hızlı oluyor: Kelime dağarcığı genişliyor Günde 20 dk kitap okunan çocuk, 5 yaşına kadar yaklaşık 1.4 milyon kelime daha fazla duyuyor. Konuşmada “gel, git” derken kitap dinleyen çocuk “koş, zıpla, tırman” gibi 3-4 kat fazla fiil öğreniyor. Beyin bağlantıları güçleniyor 2019’da Cincinnati Çocuk Hastanesi’nin fMRI çalışması: Kitap okunan çocukların beyninde dil ve görsel anlama bölgeleri arasında bağlantı daha kuvvetli. Yani hikayeyi hem dinliyor hem zihninde canlandırıyor. Cümle yapısı oturuyor Anne-baba günlük konuşurken genelde 4-5 kelimelik cümle kurar. Kitapta ise “Nasreddin hoca, eşeğe ters binerek okuduğu kitaplarla çocukları hem şaşırttı hem mutlu etti” gibi karmaşık yapılar var. Çocuk farkında olmadan gramer öğreniyor. Cümle yapısını anlıyor. Dikkat süresi uzuyor Ekran yerine kitap = 10 dk bile olsa odaklanma antrenmanı. Bu da sonra okulda ders dinlemeyi kolaylaştırıyor. Ama püf nokta şu: “Düzenli” ve “etkileşimli” okuma. Sadece okuyup geçmek değil, “Sence kurt neden böyle yaptı?” diye sormak fark oluşturuyor. Peki siz çocuklarınıza kitap okuyor musunuz?
Alıntı