• 271 syf.
    ·2 günde·9/10
    Babalar ve Oğullar kitabını YouTube kanalımın kitap okuma grubunda onlarca kişiyle birlikte okuyup tartıştık: https://youtu.be/xpgGkO5WmsM

    Madem 23 temmuz doğum günümdü, kendi hediyemi ailem hakkında hislerimi anlatan bir kitap incelemesi yazarak vermek istedim.

    Nedir ki doğum günü dediğin? 365 gün boyunca 365 defa büyüyüp her gün doğarken bu gelişiminin tek günle sınırlandırılması değil mi? Peki, nedir ki hayat dediğin? Seçiminin dışında bir coğrafyada, bir bedende, bir cinsiyette, bir yılda doğup da sürekli seçimler yapmak zorunda bırakılmak değil mi?

    Bu incelemenin yorumlar kısmında aileleriniz hakkındaki düşüncelerinizi de duymak isterdim. Çünkü farkında mısınız bilmiyorum, aileleriniz hakkında hiç konuşamadık bugüne kadar. Fakat sizin düşüncelerinize değer veriyorum ve bizi büyüten ailelerimiz hakkında sizin neler düşündüğünüzü, evinizde neler yaşadığınızı merak ediyorum. Bu incelemenin sadece kitap özeti gibi yazılmış olmak için değil, sizlerin her birinin varoluşlarının ve doğumlarının değerli olduğunun farkına varılarak bir iç döküş şeklinde her zaman var olmaya devam etmesini istiyorum. Esas benim değil, sizin doğum gününüz kutlu olsun. Çünkü bu yazıyı kendi şimdiki zamanlarında okuyan sizler olmasaydınız, karşılıklı içselleştirmelerimizin de bir değeri olmazdı.

    Dedim ya, bugüne kadar hep birey olarak tanıdım sizleri. Oysaki bizim varlıklarımızın atmosferi olan ve bizi bugünlere kadar getiren anneler ve babalar varken, biz de onların en değerli varlıklarıyız en nihayetinde. O zaman nedir düşünceleriniz aileleriniz hakkında? Seviyor musunuz onları yoksa çok mu ayrı düşüyorsunuz kuşaklarınızın çatışması yüzünden?

    Mesela bu kitaptaki Bazarov adlı baş karakter Batıcı, nihilist ve ilerleme yanlısı olduğu için Rus milliyetçiliğine ters bir tutum sergilerken, Bazarov'un arkadaşının ailesi ise bunun tam tersi. Yani milliyetçi ve Batı karşıtı bir tutum sergileyip Puşkin'in kitaplarından örnek veren bir aile. İşte tam da bu kuşak çatışması yüzünden bugün bu kitaba inceleme yazmak istedim.

    Kendi ailemi anlatayım biraz size. Gün içinde pek çok konuda zıtlığa düşeriz onlarla. En basit örnek olarak onlar vakitlerini genelde televizyon izlemekle geçirirken ben kitaplarla geçiririm. Babam siyaset ve tartışma programlarını severken, ben hiçbir sonucu olmayan muhabbetleri sevmediğim için onları izlemek istemem. Hatta sırf öyle yapmadığım için bazen azar da yerim. Annem ise pek çok Türk dizisi izlerken, onların bana hiçbir katkı sunmadığını düşündüğüm için izlemem. Evde gözlerinin önünde büyüyen ve içinde yüzlerce kitap olan bir kitaplık olmasına rağmen bir insan nasıl olur da bu kitaplığın içindeki kitaplardan bir tanesini bile merak etmez? Siz de ailenizle böyle bir zıtlık yaşıyor musunuz arkadaşlar?

    Ama işte hayat da böyledir ya, insan gerek ailesiyle gerekse de kendi benliğiyle yaşadığı çelişkilerle, zıtlıklarla birlikte doğmaya devam eder her gün. Belki benim de her 365 gün yeni bir benlik kazandığımı düşünmem bundan dolayıdır. Belki ben de bu yüzden sürüleşen ve samimiyetlerinden uzaklaşan, kendisi olmaktan ödün verip de herkese kalıp misali davranışlar içerisinde bulunan, yapay davranışlardan tiksinen ve her şeye eleştirel yaklaşmaya çalışan bir insan olmuşumdur Bazarov gibi.

    Bazen ben de Bazarov gibi çelişkilere düşüyorum ama kendimle, aşkın saçma bir şey olduğunu söyleyip yeni aşklarda buluyorum kendimi. İspanyol yazar Miguel Unamuno da "Yaşam bir çelişkidir" demiş mesela. Onun da evet ile hayır diyen kalbinin bir çelişkisi varmış, sürekli inanmak ile inanmamak sorunu arasında kalmış, ruhun varlığı yokluğu ve ölümden sonraki bilincin varlığı yokluğu arasında kaldığı çelişkiler yaşamış hayatı boyunca. Bizim de bilincimiz ailelerimizin bilinciyle hiç çelişmiyor mu arkadaşlar?

    Ne olursa olsun hem anneler hem babalar hem kızlar hem de oğullar iyi ki varlar. Hem yanlış ve suçlu olanın anneler ya da babalar olmadığını düşünürüm ben. Bazarov da böyle düşünür. Yanlış olan şey, bizim seçimlerimiz ve tutkularımızdır. Dünyayı olduğu gibi kabul etmek gerekir işte bu yüzden. Doğru olan şeyler kadar yanlış olan seçimlerimiz de bizi yeniden doğurur çünkü. Verimli zaman geçirmek için zamanı boşa harcama bilincinin gerekliliği gibi insanın iyi ki doğduğu bilincine ulaşması da onun kötü ve gereksiz insanlarla muhatap olduğu bilincine bağlıdır bence.

    Film yönetmeni Frank Capra'nın Şahane Hayat filmindeki George da bütün yaşadığı sorunlardan sonra yaşadığı hayattan pişmanlık duyup "Keşke hiç doğmasaydım!" demişti. Peki keşke hiç doğmasa mıydık gerçekten de? Hiç doğmasaydık kim okuyacaktı bu değerli yazarların kitaplarını? Hiç doğmasaydık kim verecekti hak ettikleri değerleri bu yazarlara? Hiç doğmamış olsaydık ailelerimizle yaşadığımız kuşak çatışmalarından sonra nasıl kendi varoluşlarımızı ve zevklerimizi bulacaktık? İyi ki doğmuşuz, birimiz değil, hepimiz!

    Umutsuzluğu bırakıp "İyi ki doğdum" farkındalığını sağlayacak insanlarla, amaçlarla ve hayallerle birlikte olabilmemiz gerekiyor. Kendimiz ve bireysel başkaldırımıza yardım edecek bir umut kaynağı bulmamız gerekiyor. Bu herhangi bir kitap da olabilir, bir köy okuluna kitaplar yollamak da olabilir. Sonuçta Wilhelm Reich'in de dediği gibi "Hayatımıza sevgi, çalışma ve bilgi egemen olmalıdır, çünkü bunlar yaşamımızın tükenmez kaynaklarıdır." Hayatımda kullandığım ilk tükenmez kalem bile tükendiğinde anneme sorduğum "Anne, bu kalemin adı niye tükenmez kalem?" sorusuna "Lafın gelişi o oğlum." cevabını almam da belki hayatımı sadece lafın gelişi olarak yaşamamam konusunda bir uyarıydı, kim bilir?

    İyi ki doğmuş işte Bazarov da, Turgenyev onu tasarlamasaydı ve ben de bu kitabı kendi kitap okuma grubumla birlikte okumasaydım kendimi bu kadar yakın hissedeceğim kimse olmayabilirdi belki de bugün. Ben ise her geçen gün yeniden doğuyorum. Gündüzlerime gece, duygularıma ise düşünce katmayı öğreniyorum. Bir dört duvar içerisinde kuşakları çatıştırıyorum. Var oldum ve her gün var olmaya devam diyorum. Doğdum ve her gün doğmaya da devam ediyorum.
  • Babalar çınar ağacı da olsa.
    Babalar çınar ağacı ekmek zorunda değil.
    Kopya ağaçlar istemiyorum.
    Her ağaç özgürdür.
    Burası özgür orman.
    Ağaçlar özgür.
    Kökleri gölgesi dalları cinsi.
    İstediği zaman da dalları budaklayamaz.

    Oğlu diye bu hakka sahip
    değil sınırlar önemli.

    Babalar çocuğu
    kendini kendine yetebilecek
    düzeye yani yolu sadece aydınlatmalı
    ve yoldaşlık etmeli.

    Yola yoldaşlık
    yeteneğini
    köreltmekse
    Bağlamaktır.

    Çocuk babasının gölgesine mahrumsa
    Baba gittiğinde boşluk oluşur.

    Babalar gününüz kutlu olsun.
    Bence her gün.
    babalar ve anneler günü.
    1 gün değil
    her gün
    DEĞER GÖSTERİN.

    Varlığı sadece bedenen
    değil ruhen de hissetmeli.

    CK®
  • Kısa bir sürede olsa öğretmenlik mesleğinizin yanında anne sevginizi de gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Hocam sizinde anneler gününüz kutlu olsun ❤❤
  • Bu şiiri birde şöyle okuyalım, Ayten'lerin yerine "Anne" koyalım. #milyonkereanne
    💫
    Milyon Kere Ayten (Anne)
    Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
    Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
    Şarkılar söylüyorum
    Şiirler yazıyorum Ayten üstüne
    Saatim her zaman Ayten'e beş var
    Ya da Ayten'i beş geçiyor
    Ne yana baksam gördüğüm o
    Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
    Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
    Günlerden Aytenertesidir
    Odur gün gün beni yaşatan
    Onun kokusu sarmıştır sokakları
    Onun gözleridir şafakta gördüğüm
    Akşam kızıllığında onun dudakları
    Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
    Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
    İki laf ederiz
    Onu siz de seversiniz benim gibi
    Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam
    Alın tek kat elbisemi size vereyim
    Cebimde bir on liram var
    Onu da alın gerekirse
    Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
    Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
    Parasızlık da bir şey mi
    Ölüm bile kötü değil
    Aytensizlik kadar
    Ona uğramayan gemiler batsın
    Ondan geçmeyen trenler devrilsin
    Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
    Kapansın onu görmeyen gözler
    Onu övmeyen diller kurusun
    İki kere iki dört elde var Ayten
    Bundan böyle dünyada
    Aşkın adı Ayten olsun
    - Ümit Yaşar Oğuzcan
    #aşkınadıanneolsun #ümityaşaroğuzcan #şiir #edebiyat
  • Sahi, neydi annelik..?
    Doğurmak..? Can vermek..? İki kaşık yemek yedirmek..?
    Bence daha fazlası annelik. Çok daha fazlası..
    Sevmek mesela. Koşulsuz sevmek. Sebepsiz, nedensiz, kocaman bir sevgiyle doldurmak yüreğini. Hatalarıyla sevmek. Doğrularıyla, yanlışlarıyla, pişmanlıklarıyla sevmek. Var oluşunu sevmek belki de. Hiçbir neden aramadan, sadece evladın olduğu için değer vermek..
    Nefret etmemek mesela... Seni istemiyorum dememek.. İnsanların yanında küçük düşürmemek... Köle gibi davranmamak, motivasyon düşürmemek, heves kırmamak, desteğini esirgememek...
    Bence annelik; evladı olduğu için sevmek, canından bir parça olduğu için sevmek, yaptığı işlerle gurur duymak, belki yapmadıklarıyla da sevmek ve vazgeçmemek...
    Vazgeçtiklerimizin esiriyiz belki de.. Bizden vazgeçildiği için esir de olabiliriz..
    Başta beni büyüten kadın, yoldaşım, canım babaanneme ve sonra bütün annelere, anne olmak isteyenlere, anne olamayacaklara sevgilerle...
    GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN..
  • Ve cennet ayakları altinda olan anneler
    Anneler gününüz kutlu olsun..💐💐💙💙


    Ve sunu belirtmek isterim ki; galiba bu dünyada en güzel şey; annnlermizi tanımaktır..
    👨‍👩‍👧👩‍👧‍👧🌻💙