Hakikat
Puan vermedi·72 syf.··
2026 13. kitabı
Hakikat nedir, gerçek, yalnızlık,annelik ve insanın Umut etme ihtiyacı üzerine düşündürücü bir kitap. Sadece yaşayarak değil hayal ettiklerimizde var olduğumuzu gösterir. Gerçeklik bu kadar mükemmel olamaz dediğim yerde, bir hayali yaşamın ortasında buldum kendimi. Siyasi baskıyla, kıtlık bilincinin hakim olduğu ve beklide yok olmak korkusuyla alınan kararların insan bedenine kadar hüküm sürdüğü coğrafyada hakikati sorgulayacagımız bir hikaye . Bayan Mingin hayal dünyası,hümanist yapısıyla, Fransız iş adamının sorgulayıcı, herşeyde mantık arayan ,şüpheci dünyasında okuyucunun da yeniden varoluşunu sorguladığı güzel sade bir anlatım okurlarını bekliyor...
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,5bin okunma
10/10
·293 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 19:02
Filmi herkesin abarttigi kadar begenmemistim ve o yüzden kitabı okudum. Iyiki de okumusum, kitapta duygular, keder, o kadar iyi islenmis ki. Ayrica filmde olmayan bircok sahneyi ve kafa karisikligimi giderdi. Kitapta bir kere bile William'in adi gecilmemesi (Agnes'in kocası, Hamnet'in babası) düşündürücü... Hamnet'e daha cok baglandim okuduktan sonra, filmi de kesinlikle tekrar izleyecegim. Ikinci partin yarisinda agladim, aglamadiysam da aglamamaya calistim ve Krobak dinleyerek cok iyi gidiyor!!
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her haliyle kendisi kalmaya çalışan kadınlara…
9/10
·303 syf.··
2026 33. kitabı
Elif Şafak’ın Siyah Süt’ü diğer kitaplarından biraz farklı. Bir roman değil, daha çok yazarın kendi iç dünyasına açtığı bir pencere gibi. Bu yüzden okurken kurmaca karakterlerden çok gerçek duygularla karşılaşıyoruz. Kitabın merkezinde annelik var gibi görünse de ben kitabı yalnızca annelik üzerine yazılmış bir eser olarak görmedim. Bana göre asıl mesele, bir kadının hayatındaki farklı roller arasında denge kurmaya çalışması. Kadın olmak, eş olmak, anne olmak, üretmek, çalışmak, yazmak… Hepsini aynı anda taşımaya çalışırken insanın kendisine ne kadar yer kalıyor sorusu kitabın her satırında hissediliyor. Kitap boyunca Elif Şafak kendi içindeki farklı sesleri karakterleştirerek anlatıyor. Kimi zaman hırslı, kimi zaman kaygılı, kimi zaman eleştiren, kimi zaman koruyan bu sesler bana oldukça tanıdık geldi. Belki isimleri farklıdır ama sanırım çoğu kadının içinde buna benzer bir kalabalık yaşıyor. Siyah Süt’ü okurken en sevdiğim şey, yazarın kusursuz görünmeye çalışmaması oldu. Korkularını, çelişkilerini ve zorlandığı noktaları açıkça anlatıyor. Bu samimiyet kitabı daha etkileyici hâle getiriyor. Belki de bu kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, anneliğin ne kadar büyük bir değişim olduğu kadar, insanın o değişimin içinde kendisini kaybetmekten duyduğu korkuydu. Çünkü bazen toplum kadınlardan her şeyi eksiksiz yapmalarını bekliyor. İyi anne olacak, iyi eş olacak, başarılı olacak, güçlü olacak… Ama insan her zaman bu kadar kusursuz olmak zorunda değil. Ben kitabı okurken bazı bölümlerde Elif Şafak’ı değil, çevremdeki birçok kadını gördüm. Hatta zaman zaman kendimden de parçalar buldum. Bu yüzden Siyah Süt benim için yalnızca bir yazarın annelik deneyimini anlattığı bir kitap olmadı. Bir kadının kendi kimliğini koruma çabasının hikâyesi olarak kaldı. Kitabı
Siyah SütElif Şafak · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
Ülker Abla
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 23:41
Ülker Abla – Seray Şahiner Bazı kitaplar olaylarıyla değil, anlattığı hayatlarla etkiler. Ülker Abla da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Ülker’in çocukluğundan başlayıp hastane köşelerinde geçen yıllarına kadar uzanan hikâyesi insanın içini burkuyor. Yoksulluk, yalnızlık, sevgisizlik ve çaresizlik içinde geçen bir ömür… Okurken sık sık “Bir insan bu kadar yükü nasıl taşır?” diye düşündüm. Kitapta en çok etkilendiğim şey, Ülker’in yaşadıklarının aslında hiç de uzak bir hikâye olmamasıydı. Hastanelerde, bakım evlerinde, unutulmuş odalarda böyle hayatlar gerçekten var. Çoğu zaman görmediğimiz, görsek bile hikâyesini bilmediğimiz insanların yaşamlarına tanıklık ediyoruz. Yalnız final konusunda biraz farklı hissettim. Ülker’in eşine dönmesini elbette istemezdim ama hayatının geri kalanını sonsuza kadar hastanede geçirmesi içimde buruk bir his bıraktı. En azından askerdeki oğlundan bir haber almasını, onunla bir kez olsun görüşebilmesini isterdim. Bu eksiklik kitabı benim için daha da hüzünlü kıldı. Seray Şahiner, yine toplumun kıyısında kalmış bir karakteri büyük bir gerçeklikle anlatmış. Ülker’e üzülüyorsunuz, öfkeleniyorsunuz, bazen çaresiz hissediyorsunuz ama en çok da onu unutamıyorsunuz. “Bazı insanların hikâyesi mutlu sonla bitmez; yine de anlatılmayı hak eder.” Ülker Abla, bittiğinde içinizde uzun süre kalacak, sessiz ama etkili bir roman.
Ülker AblaSeray Şahiner · Everest Yayınları · 20213,429 okunma
Puan vermedi
Merhabalar Bugün sizlere PEDRO SİMÓN ‘’NANKÖRLER’’ KİTABI ile geldim Size "NANKÖR MÜSÜNÜZ ?" desem, eminim "HAYIR" dersiniz. fakat bu kitabı okuduktan sonra kendinizi sorgulamaktan kaçamayacaksınız. Yazar’ın sunduğu benzersiz bakış açısıyla insanı adeta kendinden utandırıyor ve derin bir yüzleşmeye davet ediyor. ve kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum Konumuza gelecek olursak Nankörler”, küçük David’in annesiyle birlikte bir köye taşınmasının ardından hayatına giren Emérita isimli yaşlı kadınla kurduğu bağı anlatıyor. Emérita, sessiz ve sade yaşayan ama sevgisini davranışlarıyla gösteren biri oluyor David için. Hikâye ilerledikçe David büyüyor, hayatı değişiyor ve yıllar geçtikçe çocukluğunda yanında olan insanların değerini daha iyi anlamaya başlıyor. Kitap aslında çocukluk, büyümek, vicdan, vefa ve insanın geçmişte fark edemediği sevgileri yıllar sonra anlaması üzerine kurulu bir hikâye anlatıyor.
NankörlerPedro Simón · İnkılâp Kitabevi · 202614 okunma
Propaganda Metni mi, Yoksa Evrensel Bir Annelik Hikayesi mi?
8/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:47
Uzun zamandır kitaplığımda bana bakan ama bir türlü elimi uzatmadığım, sonunda arkadaşlarımın “Hâlâ okumadın mı, mutlaka okumalısın!” ısrarlarına dayanamayıp kapağını açtığım bir klasikle burdayım: Maksim Gorki’nin "Ana" romanı. Dürüst olmak gerekirse, normalde propaganda dozu yüksek, ideolojik ağırlıklı ve buram buram siyaset kokan kitaplar pek benim kalemim değildir. Bu yüzden kitaba başlarken içimde hafif bir çekince vardı. Okumaya başladıktan sonra da bu hissimde pek yanılmadığımı gördüm. 1900’lerin başındaki Rusya’nın o gergin, kaynayan siyasi atmosferi romanın her hücresine öyle bir sinmiş ki, dürüst olayım, olay örgüsü bazen kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Karakterlerin uzun uzadıya girdiği siyasi tartışmalar, bitmek bilmeyen ideolojik diyaloglar yüzünden sayfaları yer yer biraz ağır çevirdim. Hatta bazı anlarda kendimi edebi bir romandan ziyade, bir siyasi bildiri ya da propaganda metni okuyormuş gibi hissettiğimi saklayamayacağım. Bir de üstüne karakterlerin bazen çok kusursuz, adeta pürüzsüzce idealize edilmiş olması bana biraz yapay geldi. İnsan dediğin hatasıyla, zaafıyla insandır diye düşünmeden edemedim okurken. Ama gelelim madalyonun diğer yüzüne ve beni bu kitaba bağlayan, iyi ki okumuşum dedirten kısımlara... Kitapta öyle bir karakter dönüşümü var ki, insan izlerken gerçekten hayran kalıyor. Kitabın başında karşımıza çıkan o sıradan, hayatın sillesini yemiş, her şeyden korkan ve sinmiş ev kadınının; adım adım korkularını sıyırıp atmasını, o kabuğu kırıp bilinçlenmesini ve herkesi kucaklayan güçlü bir figüre dönüşmesini izlemek bana muazzam bir umut ve ilham verdi. İşin en etkileyici tarafı ise bu kadının yaşadığı annelik hissinin sadece kendi biyolojik çocuğuyla sınırlı kalmaması. Zamanla tüm işçi sınıfını, haksızlığa uğramış, ezilmiş o gencecik
Edebiyat
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,4bin okunma