Bir Cihan Kafes, İclal Aydın’ın kalemini neden sevdiğimi bana yeniden hatırlatan kitaplardan biri oldu.
İclal Aydın’ın hikayelerinde en sevdiğim taraf, büyük olayları bağırarak anlatmaması. Daha çok insanın içine birikenleri, susulanları, kuşaktan kuşağa taşınan kırgınlıkları ve özellikle kadınların hayatında görünmez gibi duran ama aslında her şeyi belirleyen yükleri anlatıyor. Bir Cihan Kafes de tam olarak böyle bir kitaptı benim için.
Kitap Samire, Yaşar ve Lorin üzerinden üç kuşak kadının hikayesini anlatıyor. Farklı zamanlarda, farklı şartlarda yaşayan ama birbirinin kaderine bir yerden bağlanan üç kadın… Okurken en çok bunu düşündüm: Bazen insan sadece kendi hayatını yaşamıyor. Annesinden, anneannesinden, ailesinden, evin içindeki suskunluklardan, geçmişte verilmiş kararlardan da payına bir şeyler düşüyor.
Bir Cihan Kafes’te kadınların hayatına çizilen sınırlar, istemedikleri halde kabullenmek zorunda kaldıkları şeyler, sevgisizlik, korku, yalnızlık ve yanlış yerlerde aranan mutluluk çok güçlü anlatılmıştı. İclal Aydın bu duyguları öyle tanıdık bir yerden yazıyor ki bazı satırlarda karakterlere kızarken, bazı satırlarda onları anlamaya başlıyorsunuz.
Kitabın adını da çok anlamlı buldum. Çünkü bazen insanın kafesi dışarıdan kilitli gibi görünür ama asıl zor olan, kapı açık olsa bile çıkmaya cesaret edememektir. Samire’nin, Yaşar’ın ve Lorin’in hikayelerinde de bunu hissettim. Her birinin ayrı bir kırgınlığı, ayrı bir arayışı, ayrı bir eksikliği vardı. Kimisi sevgiyi yanlış yerde arıyor, kimisi hayata küsmüş gibi yaşıyor, kimisi de geçmişin gölgesinden çıkmaya çalışıyor.
İclal Aydın’ın dili yine çok akıcıydı. Sade ama duygusu olan bir anlatımı var. Cümleleri fazla süslemiyor ama bazen çok basit görünen bir cümle insanın içine oturabiliyor. Ben bu tarafını