Momo, Eski bir fahişenin oğludur. Annesi ve babası onu yıllar önce başka fahişelerin de çocuklarına bakmak için bir nevi çocuk evi işleten Madam Rosa ya vermişlerdir.
Romanımız esasen bu Momo nun büyüme ve Madam Rosa nın yaşlanma süreçlerine paralel olarak 2 karakter üzerinden ilerliyor ve belirli bir konusu yok.
Göçmen olarak, annelerinin mesleklerine gösterilen dışlanma olarak , köken olarak , din olarak sadece maddi değil birçok manevi duygudan yoksun olarak büyümeye çalışan çocukların hayatlarına sokuyor bizi yazar.
Özellikle Momo, diğer arkadaşlarından farklıdır, fazla hassas fazla duyarlıdır. Algıları o kadar açıktır ki romanın uzun bir kısmında Momo nun 10 yaşında olduğu bilgisi verilmesine rağmen buna okur olarak inanması zor geliyor.
Bu anlamda tam bir yeraltı edebiyatı.
yeraltı edebiyatından beklediğimiz, yeraltı edebiyatın bize verdiği o karamsar, o rahatsız edici hayat bu kez on yaşında bir çocuğun cümleleriyle bizi aktarılıyor.
Aslında çok sert detaylara tanık Olmamıza rağmen, Momo'nun cümleleri bizim adeta içimize işliyor.
Momo'nun içinde o kadar çok sevgi o kadar çok duygu var ki, onu yere aktarmak için kimseyi bulamıyor, ve sokaktan bir köpek Buluyor ve tüm ilgisine tüm sevgisini bu köpeğe gösterebiliyor ancak. Sevgisi o kadar dahicidir ki köpeğine daha iyi bakacak birine bulduğu zaman, hiç tereddüt etmeden köpeğine ona verir, verir diyorum çünkü köpeği alan kişinin verdiği parayı çöpe atacaktır Momo.
fahişelik, ve fahişe kavramı, Roman içinde kendilerini kıçlarıyla savunan insanlar olarak tanımlıyor, daha doğrusu bu Momo'nun tanımı.
Hatta fahişeleri En iyi anneler olarak görür, çünkü çalışma aralarında, kısıtlı zamanlarda sadece çocuklarını ilgi gösterip ve vakit geçirmeye çalışırlar.
Zor bir hayattan kendine Şemsiyeden arkadaş yaparak, hayalinde