Bu incelemenin her aşaması, karmaşık bir sürecin bir kısmını ortaya koymaktadır. Süreç ise çağdaş öznenin bedeniyle ilişkisinin inşa edildiği tarihsel dönüşümleri içermektedir: Enikonu tıpla iç içe geçmiş olan toplumda sağlıklıyla hasta, normal ile anormal beden arasındaki ayrımların, hayatla ölüm arasındaki ilişkinin değişmesi; geçmişten gelen baskının ve disiplinin gevşemesi, zevkin meşrulaştırılması, bir yandan da hem biyolojik hem siyasi açıdan yeni normların, yeni iktidarların ortaya çıkması; sağlığın bir hak haline gelmesi, riskler karşısında duyulan kaygılar, bireylerin refah arayışının karşısında aşırı kitlesel şiddet, mahrem hayatta tenlerin temasına karşı, kamusal alanın son haddine kadar soğuk cinsellik illüzyonlarına doymuş olması. 20. yüzyılda bedenin tarihini oluşturan çelişkiler ve zıtlıklardan bazıları bunlardır.
Yok yok biz birey olmayı unuttuk hatta unutturulduk. Biraz toplumdan bağımsız yaşasak hemen deli, anormal diye balyozu kafamıza yiyoruz. Toplum bizi yiyor, sindiriyor, bünyesinde eritiyor.
"Anormal" kelimesini de sevmiyorum, özellikle de bir çocuğa yakıştırıldığında.
Peki normal ne demek? Olması gerektiği gibi, insanın olması gerektiği gibi, yani ortalama. Ortalamaya dahil olanları pek sevmiyorum, ortalamanın dışında olanları, üzerinde olanları ve elbette, altında olanları tercih ediyorum, sonuçta herkes gibi değiller. "Diğerleri gibi değil" ifadesini tercih ediyorum. Çünkü diğerlerini her zaman sevmiyorum.