8/10
·576 syf.··
2026 9. kitabı
Serinin son kitabı karakterlerimiz pek bir anormal özellikle kız yani bu kadar saf ve azgınlıktan yanan bir kadın okumamıştım . Adam ona ne yaparsa yapsın arkasından tıpış tıpış gidiyor . Okurken sinir krizleri geçirdiğim kısımları vardı diğer kitaplara göre çok daha dark bir kitap seriden bağımsız geldi bana bu en beğendiğim oldu okunur
En Karanlık GünahDanielle Lori · Martı Yayınları · 20221,748 okunma
4/10
·264 syf.··
2026 12. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 21:37
Pankreas kanserine yakalanan, ölmekten çok korkan bir adamın tedavisi için alternatif tıp yöntemi olan henüz ölmeden uzun yıllar dondurulma işlemini(kriyonik) seçmesi ve başına gelen şaşırtıcı olayları anlatılıyor. Ölüm-yaşam ikigenini bilim tadında okucuya aktarmış. Şimdi gelelim sadede; Oysa ben aşık olmuştum. Üstelik aramızdaki korkunç yaş farkına rağmen. Eskiden bırakın bunu söylemeyi, düşünürken bile utanıyordum ama artık umrumda değil. (sf. 43) Evet, kitabın bu alıntısından anlaşılacağı üzere yazarımız çok güzel bir romanın nasıl berbat edilebildiğini göstermek istemiş. Ve bunu tramvaları üzerinden aktarmış. Hepimizin tramvaları var tabiki ama anormal duygularımıza zemin hazırlamasına izin vermemeye çalışıyoruz. Konuya dahil edilmeyebilirdi. Yazarın kalemini çok beğeniyorum ama bu kitabı beklentimi karşılamadı. Distopik romanlara göre Bilimkurgu romanları daha çok ilgimi çekiyor ve maalesef ki Türk yazarları azımsanacak kadar az, hele de kalifiyeli olanları. Yazarın eline sağlık, çok güzel bir konuyu yine romana yedirmiş, emek ister çünkü verdiği bilgileri çiğ veyahut askıda bırakmıyordu. Ama sadece bu kadar çünkü 57 yaşındaki bir karakteri neden 24 yaşlarında birine bir şeyler hissetmesini aktarabilirsin ki, normalleştirmek bu düpedüz. Bu yüzden bazen baş karakterin hislerinin tasvir edildiği yerlerde çok sıkıldım. Mater serisi konu bakımından çok daha iyiydi. Bu önemli detayı geçersem eğer içeriği gerçekten özgün ve güzeldi. Bir de karakterleri için hep Latince isimler kullanıyor bayağı değil ama Türk isimler tercih edilebilirdi zannımca. Türk Bilimkurgu roman türünde farklı bir şeyler okumak isteyenlere özgün bir içerik sunuyor, bu açıdan okunabilir. Okuyacak olanlara da şimdiden iyi okumalar...
BiomortemSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20252,800 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·512 syf.··
2025 10. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 23:36
‎Edebiyat bazen bize ayna tutar, bazen ise karanlık bir dehlize hapseder. Lionel Shriver’ın Kevin Hakkında Konuşmalıyız eseri, ikinci tanıma tam uyuyor. Roman, sadece bir "suç" hikâyesi değil; anneliğin kutsal kabul edilen o steril imgesinin ardındaki çatlaklardan sızan, oldukça rahatsız edici bir hakikat arayışı. ‎​Eva, oğlu Kevin’ın işlediği o dehşet verici okul saldırısından sonra, aslında kendi içindeki suçluluk duygusunu ve "anormal" gördüğü anne olma halini bir mektup dizisiyle dışa vuruyor. Shriver, okuru bir mahkeme salonuna oturtuyor; ancak yargılanan sadece Kevin değil, Eva’nın kendi varoluşu, eşiyle olan iletişimsizliği ve modern toplumun ebeveynlik üzerindeki baskısıdır. ‎ ‎​Kitapta en çok altını çizdiğim cümlelerden biri olan "Son zamanlarda politika da benim için küçük, kişisel hikâyelerden oluşan bir yığına dönüştü. Artık hiçbir şeye inanmıyorum. Yalnızca insanlar ve başlarına gelenler var," itirafı, Eva’nın dünyasının nasıl paramparça olduğunu en iyi anlatan satırlardan. O, dünyayı değil, kendi küçük ve trajik evrenini çözmeye çalışıyor. ​Kitap boyunca sorduğumuz o yakıcı soru şu: Bir çocuk doğuştan mı "kötü"dür, yoksa biz mi ona o kötülüğü gıdasıyla, sevgisizliğiyle ya da fazla sevgisiyle aşılarız? Eva’nın o soğuk, mesafeli ama bir o kadar da içten dökülüşleri, okuru kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor. "Yalnızca vicdanı olan bir insana acı çektirebilirsiniz. Yalnızca boşa çıkacak umutları ya da sevdiği insanlardan uzağa düşmekten endişelenenler cezalandırılabilir," satırları, sanırım bu kitabın tüm o karanlık atmosferini tek bir noktada özetliyor. ‎ ​Bazen bir ebeveynin en büyük itirafı da şu oluyor: "Bugünlerde benim için anlaşılmak, sevilmekten çok daha önemli." İşte Eva, bu anlaşılma arzusuyla bizleri o dehlize çekiyor. ‎ ‎​Kitabın 2011 yapımı,
Edebiyat
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025242 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 11:50
Taşların anlattığı bir hikayede duygulara yer olur mu? Peki engelli bir çocuğa sahip olan aile ve özellikle çocukların hikayesi, ajite etmeden ve duygu bulamacı yapmadan bu kadar etkileyici anlatılabilir mi? Kitap bitince bu sorulara bir tik atıyorsunuz. Fransa’da üç ödül alan kitap kısa ama oldukça etkileyici. Başlangıçta sizi alt üst eden ve yüzünüze gerçekleri çarpan anlatım, 30 lu sayfalardan sonra insanın duruma geliştirdiği adaptasyon ve hayatta kalma refleksi üzerinden devam ediyor. İlk başta ağabeyin, sonra kız kardeşin, en sonda da engelli çocuk vefat ettikten yıllar sonra dünyaya gelen sonuncu kardeşin gözünden okuyoruz hikayeyi. Yazar sade ve akıcı bir dil kullanmış, duygu yükü çok fazla olan süreçleri o kadar objektif ve vurucu aktarmış ki hayran kalmamak elde değil. Psikolojik referansları çok sağlam, ailenin hayata tutunma ve sabır noktasındaki motivasyonları da geçmişte bölgede yaşanan Katolik Protestan çatışmalarına kadar dayanıyormuş ve sabır, kader teması yer yer vurgulanıyor. Ağabeyin kendini çocuğa adeta vakfetmesi, insanın anlam arayışında Viktor Frankl’ın bahsettiği bir insanı yaşama acıyı insanda anlamlandırma gibi temalar üzerinden okunduğu takdirde gerçekten anlam kazanıyor, hayatının devamında kimseyle bağ kuramıyor ağabey. Kız kardeş çok çocuk olması sebebiyle öfke ve kıskançlık hatta nefret duyuyor. Minderinin tekmeleyecek kadar, bir seferinde onu tutmaya çalışıp boynunu kaydırdığı için hayatı boyunca insanların ensesine temas ediyor mesela. Bu durum ailede bireylerin nasıl etkilendiği ve yaşamları boyunca bu izleri taşıdığını gözler önüne seriyor. Sonuncu çocuğun hikayesini okurken de bunu görüyoruz. Görmediği kardeşin yükünü çekiyor sonuncu, anne babanın temkinli yaklaşımları, ağabeyin mesafesi, kız kardeşin kuşatıcılığı bu kardeşte bir
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,574 okunma
Kendi Kasabamızın Parmaklıkları Arasında
Puan vermedi·72 syf.·
2026 13. kitabı
Anton Çehov’un Altıncı Koğuş’u, benim için demiryolundan yüzlerce kilometre uzaktaki bir Rus taşrasını değil, tam şu an içinde nefes aldığım modern dünyayı anlatan sarsıcı bir aynaya dönüştü. İlk 40 sayfayı geride bıraktığımda anladım ki Çehov, adalet ve normallik kavramlarının aslında çoğunluğun azınlığa dayattığı birer zorbalık aracı olduğunu yüzüme çarpmak için bu hikayeyi yazmış. ​Kitabı okurken kendime sormadan edemedim: "Normal kim, anormal ne?" Bugünün dünyasında rüşvete, haksızlığa, her türlü adaletsizliğe gözünü kapatıp uyum sağlayan, hiçbir şeyi sorgulamadan gününü kurtaran o kasaba halkı mı normal olan? Yoksa bu çürümüşlüğe karşı öfke duyduğu için parmaklıklar arkasına kapatılan İvan Dmitriç mi? Sistem öyle ikiyüzlü ki, Doktor Andrey Yefimıç sırf unvanının dışına çıkıp o "anormal" denilen adamda gerçek bir entelektüel derinlik bulduğu, ona yakın durduğu için toplum tarafından anında "deli" ilan ediliyor. Çünkü topluma göre normallik; sorgulamamak, "Ben de sizin gibi körüm, ben de hissetmiyorum" diyerek sürüye uymaktır. Ne zaman ki "Bir saniye, burada bir yanlışlık var" derseniz, toplum sizin de biletinizi kesiyor. ​Bu okuma bana en çok şu acı gerçeği fısıldadı: Bu çamurlu kasaba sadece Çarlık Rusyası’nda değil, hepimizin hayatında var. Hepimiz kendi modern kasabalarımızda, düzenimiz bozulmasın diye susarak, "Ben neyi değiştirebilirim ki?" diyerek bir yerlere sürüklenip gidiyoruz. Doktor Andrey gibi odamıza kapanıp kitaplara, telefon ekranlarına ya da konfor alanlarımıza sığınarak kendimizi bu çürümeden muaf sanıyoruz. ​Oysa Çehov’un o sarsıcı dehası tam burada saklı: Sessiz kalarak, eylemsizce izlediğimiz o kötülük mekanizması gün geliyor bizi de yutuyor. Eğer uyanmaz, o içimizdeki rahatsızlık hissini kaybeder ve zihnen teslim olursak; kendi ellerimizle inşa
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,2bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 42. kitabı
Yazarın kalemiyle tanışma imkanını sağlayan kitap benim için oldukça akıcı ama gerilim dolu ve stresli bir okunma deneyimi yaşattı. Yazarın çok akıcı ve merak uyandıran Bir yazım dili var. Merak, heyecan ve stres yaşayarak okudum kitabı. Ayrıca karakterlerin bulunduğu ortam ve yaşadıkları ile de empati geliştirdim belki de stres yaşamamın en büyük sebebi de bu durumdu. Sınırlı birkaç mekan, az sayıda ve öz karakterlerle harika bir kurgu sunuyor kitap biz okullarına. Esenboğa havalimanı o gün olağandışı gelişmelere ev sahipliği yapıyor. Kontrol kulesinin mesai değişimi sırasında hem kapıları hem de iletişim ağları kesilerek kulede mesaiede bulunan dört personelin dışarı ile bağlantıları kesiliyor. Sadece işlerini yapabilecekleri sınırlarda pilotlar ile bağlantıları mevcut. Çalışma ekranlarına düşen büyük puntolu uyarılar ile ise sınıflandırılırlar. Başlangıçta hem kuledeki dört personel hem de yaşanan bu anormal durumu fark ederek toplanan üst düzey emniyet amiri, askeri personellerden ve MİT görevlerinden oluşan kriz ekibi yaşamının bir terör saldırısı mı, provatif bir eylem mi, içeriden bir kontrol ediliyor yoksa dışarıdan bir etki var kimse bilmiyordu. Tunç, Rana, Selim ve Emre kontrol kulesinde bu şartlar altında uçakları hatasız ve kontrollü bir şekilde havalimanına indirmeyi başarıyorlar. Bu birkaç saatlik süreçte oldukça garip olaylar nüks ediyor ve geçmişte yaşanmış, sonrasında davalarla devam edip net bir sonuca kavuşamamış bir uçak kazasını hatırlatıp tüm dikkatleri o kazaya odaklandırıyor. Aynı mevsim koşullarında aynı uçak, aynı teknik donanım ve şartlarda riskli bir iniş başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Bu bir intikam değildi. Bu bir sabotaj da değildi. Bu, gecikmiş bir ispattı. Ve artık geri dönüş yoktu. Bu yaşananlar kasıtlı ihmalin canlı ispatı
Kontrol Kulesi: Son TalimatÖzgen Biçgin · Eksik Parça Yayınları · 20268 okunma