Passenger

Reklam
Ölçek büyüdüğünde, ahlak buharlaşır...
Korku-itaaat-yanilsama
Uzak bir ülkede, gölgesi kendinden büyük bir Kral-Kuş yaşardı. Bu kuşun kanatları o kadar genişti ki, güneşi örter, geceyi gündüze benzetirdi. Halk gökyüzüne baktığında karanlığı görür, ama karanlığın bir kuştan geldiğini bilmezdi. Kral-Kuş’un hilesi işte buydu: Gölgelerini hava durumu gibi gösterirdi. Sonra sarayın ortasında büyük bir Ayna Kuyusu kazdırdı. Bu kuyunun içine bakan herkes, kendini olduğundan küçük, iktidarı olduğundan büyük görürdü. Halk kendine bakmayı unuttu; çünkü ayna sadece kralın istediğini gösterirdi. Sarayın duvarlarında üç kapı vardı: 1. Birinde Korku otururdu, 2. Birinde İtaat, 3. Ve en tehlikelisinde Yanılsama. Ama halk bu kapılardan yalnızca birini tanırdı: Yanılsama kapısını. Çünkü diğer iki kapıyı görünmez yapmak da Kral-Kuş’un hilesiydi.
İktidarın en büyük hilesi, kendini kader gibi göstermesidir. Sanki gökten inmiş bir yasa, sanki tarihin unutulmaz buyruğuymuş gibi. Oysa iktidar, kendi korkusunu halkın kaderi diye satmayı çoktan öğrenmiştir. Gerçeği saklamak için sözleri parlatır, yasaları süsler, kendi gölgesini ışık diye sunar. Ve insanlar, gölgenin içindeki karanlığı fark etmedikçe hile işlemeye devam eder. Çünkü hile, güçten değil, görünüşün büyüsünden doğar. İktidar kırılgan olduğunda, gücünü değil, illüzyonunu büyütür. Bazen dine sığınır, “Bu senin görevin” der. Bazen ahlâka sığınır, “Bu senin iyiliğin” der. Bazen güvenliğe, “Bu senin korunman” der. Ama üçü de aynıdır: Halkın gözünü başka yöne çevirmenin eski, paslı ama hâlâ iş gören hilesi.
Baskı büyüdükçe özgürlük, bir su gibi taşar gizli damarlardan. Hiçbir duvar, hiçbir emir, hiçbir kutsal kelime akıntının yönünü değiştiremez.
Reklam