Bana göre, din asla tarihin zindanlarına gömülemeyecek, ne bilim tarafından, ne bir doktrin ne de siyasal bir rejim tarafından. Bilim ilerledikçe insan, sonunun ne olacağı üzerine kendini daha çok sorgulayacak. 'Nasıl'ın tanrısı bir gün gelecek silinecek ama 'Niçin'in tanrısı asla ölmeyecek.
Bin yıl sonra belki aynı dinler olmayacak ama ben hiçbir biçimiyle bir din olmadan dünyayı düşünemiyorum.
Güvensizlik hiç kuşkusuz zamanımızın anahtar sözcüklerinden biridir. İdeolojilere karşı, mutlu yarınlara karşı güvensizlik, politikaya, bilime, akla, modernliğe karşı güvensizlik. İlerleme düşüncesine ve pratik olarak bütün bir 20.yüzyıl boyunca- büyük işlerin gerçekleştirildiği, tarihin başından beri eşi benzeri olmayan bir yüzyıl ama aynı zamanda bağışlanmaz suçların ve kırık umutların yüzyılı- inanabildiğimiz her şeye karşı güvensizlik. Küresel, dünya ya da gezegen ölçeğinde gibi görünen her şeye karşı da güvensizlik.
Tarihin en kesin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.