alya

alya
@aperion_
hayat uyuru
Bu sabah yerler yine kanatlı karıncalarla doluydu. O kadar çoktular ki ezmemek için dikkat sarfetmek gerekiyordu. Ama köşeye vardıktan sonra rastgele basmaya başladım üzerlerine. Ezildiklerini görmemek için de yere değil ilerilere, göğe baktım. Uçmak için yaratılmışlar herhalde, ama yerde sürünüyorlar. Ayaklar altında. Topraktaki deliklere girip çıkıyorlar zorlukla, kanatlarını koruyarak, kanat takmışlar. Ne tuhaf. Uçan karınca mı bunlar, sürünen kuş mu?
Reklam
Yazmak konuşmaktan çok farklıdır. Artık kendimize ait bir yüzümüz olmasın, yazımızın altına saklanalım diye yazarız aynı zamanda. Kağıt yaprağının etrafındaki, yanındaki, dışındaki, uzağındaki hayat, eğlenceli değil sıkıcı ve kaygı yüklü olan, başkalarına gösterilen bu hayat gözümüzün önünde duran ve efendisi olduğumuz o kağıt dikdörtgene dağılsın diye yazarız.
Dünyanın son kitabını yazmak için yazarız. Doğrusu, yazma esnasında yazdığımız şey, bitirdiğimiz eserin son cümlesi, aynı zamanda dünyanın son cümlesidir, ondan sonra söylenecek hiçbir şey yoktur.
Bireyin, jestlerinin, davranışlarının, karakterlerinin, her neyse onun dışlanması, dilininse çabucak ve sonuçta kolayca içeri alınması.
Sonuçta tek gerçek vatan, insanın ayağını basabileceği tek toprak, başını sokabileceği, sığınabileceği tek ev çocukluğundan itibaren öğrendiği dildir.
Reklam