Olayların değil, hislerin ön planda olduğu, iç dünyanın, ilişkilerin incelendiği, gerçekliğin biçimden biçime girdiği bir roman. Uzun zamandır okumak istiyordum ve elbette bu sırada beni neyin beklediğini de araştırmış, kitabı belli bir kategoriye yakın olacak biçimde yerleştirmiş ve çoktan benim için özel olduğuna kanaat getirmiştim bile. Beklediğimi karşıladı da. Ancak biraz fazla karşılamış olacak; aynı duyguların tekrar tekrar yeniden yorumlanması son elli sayfaya doğru sıkmaya başladı. Bu göz ardı edilebilir bir kusur hatta bence bir kusur bile değil ne de olsa Nin'in tarzı böyle. Canımı sıkan asıl şey Jay karakterine fazla yoğunlaşmasıydı. Jay yerine Djuna hakkında okumayı isterdim. Sonraki kitapta Djuna'nın zihninin ele alınıyor olmasında teselli bulmaya çalışıyorum.
Kadın karakter yazmak konusundaki başarısızlığı ve ilk birkaç sayfadan sonra hissedilmeye başlanan yavanlık bir ergenin elinden çıkma bir kitap okuduğum hissiyatını verdi.
Gogol'un dilini şimdiye kadar okuduğum bütün eserlerinde çok beğenmişimdir öyle ki benim için mizahi üslup konusunda ölçüt haline gelmiştir. Ölü Canlar da kesinlikle bir Gogol yapıtından beklediklerimi karşıladı.
Romanda, bir toplumda karşılaşabileceğiniz her türlü insan tiplemesine yer veriyor yazar ve bu tiplemedeki insanları karakterimiz Çiçikov'un liderliğinde biz de tek tek ziyaret ediyoruz. Cimrisi, eli bol olanı, dedikoducusu, kendini bilmezi, yalancısı, fazla varlık içinde olmaktan dolayı hayattan bıkmış olanı, dünyevi zevklerden gözü dönmüş olanı, oburu, ömrünü çalışmaya adamış olanı gibi daha birçok farklı karakterde insanla tanışıyoruz. Adam kayırma, rüşvet, dolandırıcılık gibi suçları ve duruma göre bunlara nasıl göz yumulduğunu görüyoruz. Bütün çabalara rağmen her şeyin mahvolması için ufak bir hatanın nasıl da yeterli olabileceğini, yanlış bir insanla kurulacak ilişkinin sonumuzu nasıl getirebileceğini okuyoruz.
Bu romanla ilgili beni hayal kırıklığının ötesinde yaralayan tek şey ikinci cildinin tamamlanamamış, Gogol'un bedensel ve ruhsal sağlık sorunları sonucunda el yazmalarını yakmış olmasıyla birlikte eksik kalmış olması.
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Otranto Şatosu Horace Walpole tarafından 1764 yılında yayımlandı. Kitap, gotiğin edebiyata ilk yansıması olarak bilinir. Gotik kültürüne bir çok açıdan dahil olmuş biri olarak bu edebiyatın ilk örneğini kesinlikle okumam gerektiğini düşündüm. Tabii ki bir ilk olması ve oldukça eski olmasını göz önünde bulundurarak beklentilerimi yüksek tutmadım.
Maalesef bu kitap hayatımda okuduğum en kötü kitaplardan biri olabilir.
Kitap benim üzerimde kesinlikle diğer gotik edebiyat klasiklerinin bıraktığı etkiyi bırakamadı. Gotik-korku romanından çok komedya okuduğum hissine kapıldım. Kimin kiminle evleneceği, kimin kimi arzuladığı, köylü gibi görünen oğlanın aslında yasal varis, yetenekli ve korkusuz bir savaşçı, imam efendinin oğlu ve de yüce alfonso nun soyundan biri olduğu nun etrafında dönüp duran bir kitap.
Okuyup okumayacağınız size kalmış. Benim bu kitabı okumam sonucunda elde ettiğim şey onun ne kadar kötü olduğu hakkında fikir sahibi olmuş olmam.
Otranto ŞatosuHorace Walpole · Cem Yayınevi · 20202,612 okunma
The secret history
Okulun geri kalanından biraz soyutlanmış özel bir antik yunanca dersliğinde ilginç bir hocadan ders alan bir avuç "tuhaf" karakterli kolej öğrencisinin yaptığı ayinler, estetik ve merak uğruna işlenmiş cinayetler,gri kişilikler, çürüyen ve belirsiz ahlak ve etik kuralları ve bunlara bakış açıları, elitisizm ve klasisizmin kitapta işlenerek üstü kapalı eleştirisi , geyler,kapalı geyler,homofobi,ırkçılık,cinsiyetçilik.. Asla kendinle ilişkilendirmemen gereken ama bir şekilde ilişkilendirdiğin problematik karakterler
Gizli TarihDonna Tartt · Pegasus Yayınları · 20182,921 okunma