Çünkü her şeye rağmen kan, damarlarımızda dolaşmaya; insan da bu gibi anlardan sonra -yıldırım çarpmış ağaç gibi- yere yıkılıp öleceği yerde, yine yaşamaya devam eder.
Lakin, yarabbi! Anlasanız ya, ölüyorum. Onların gözümün önünde seviştiklerinden, gözümün önünde… Ben işkenceler içinde kıvranırken, onların saadetlerinden ölüyorum…
Seni ölünceye kadar, öldükten sonra bile, nasıl seveceğimi bir bilsen… Sen de beni seviyorsun, değil mi, Bihter? Benim olacaksın, yalnız benim, değil mi?
İnce, atıştırmalık bir kitap gibi gözüküyor diye başladım. Ayrıca Schopenhauer’un kadınlar üzerine görüşlerini bilerek belirli bir olumsuz beklentim vardı. Yazarın aşk ile düşüncelerin yarısı doğa, hayvansal dürtüler vs ile alakalı. İnsanın akılla da eşini seçebileceği ancak aşk olmayacağını, aşk evliliklerinin mutsuzluk doğuracağını, evliliğin tek amacının yeni nesiller meydana getirmek olduğunu anlatmış. Şahsen ben aşk davranışının bu kadar basit bir şey olduğunu düşünmüyorum.