İnsanlar genellikle sanki üzerlerindeki yükü atarak hafiflemekten söz ederler; meseleyi böyle görmek bütün hayata sıradan bakışların temelini oluşturur. Fakat daha üst, şiirsel ya da felsefi bir anlamda durum tam tersidir: İnsan ağırlık sayesinde hafifler. Baskı sayesinde özgürce salınır. Gök cisimleri büyük bir ağırlık sayesinde uzayda süzülür; kuşlar muazzam bir basınç yardımılar uçarlar: İnancın hafifçe süzülüşü akıllara durgunluk verecek bir ağırlık yardımıyla olur; ümidin en yükseklere tırmanışı tamamen zorluklarla ve sıkıntının baskısı yardımıyladır.
“Hayat bir yoldur.” O yüzden yürüyüşe çıkıyorum. Yürüyüşe çıkabildiğim sürece, hiçbir şeyden korkmuyorum, ölümden bile. Çünkü yürüyebildiğim sürece, her şeyden yürüyerek uzaklaşabiliyorum. Yürüyüşe çıkamadığım zaman, her şeyden korkuyorum, özellikle de hayattan; çünkü yürüyemediğim zaman benim için hiçbir şey iyi gitmiyor.
İnsan asla evlilik ilişkisine girmemelidir. Karı koca sonsuza dek birbirlerini seveceklerine söz verirler. İyi hoş da, pek anlamı yok; çünkü zamanla aşkları bittiğinde, elbette ki sonsuzluk içinde bitmiş olacak. O zaman taraflar, “sonsuza dek” yerine “Paskalya’ya kadar” ya da “Bahar Bayramı’na kadar” deseler hiç değilse sözlerinin bir anlamı olurdu; çünkü o zaman gerçekten belirli bir şey, belki fiilen yerine getirebilecekleri bir şey söylemiş olurlardı.