“Yalancı, kötü ve adaletsiz de olsak, bunu biliyor ve
bunun için ağlıyoruz ve bunun için acı çekiyoruz, kendi-
mize belki de bizi yargılayacak olan bilmediğimiz o ilahi
adaletten daha fazla işkence ediyor ve cezalar veriyoruz.
Ama bilimimiz var bizim ve onun sayesinde hakikati tek-
rar bulacağız ve bilinçli olarak kabul edeceğiz onu. Bilgi,
duygudan üstündür, hayatın bilincine varmak, hayattan
üstündür. Bilim bize bilgeliği verecek, bilgelik yasaları
önümüze serecek. Mutluluğun yasalarını bilmek de mut-
luluktan üstündür.” Işte böyle konuşuyorlardı ve bu söz-
lerden sonra herkes başkalarından çok kendini sevmeye
başlıyordu.
"Belki de ruhumda, bende olan başka her şeyden sonsuzcasına daha yüksek bir
şeyler yüzünden korkunç bir ıstırap büyüyordu: yeryüzünde hiçbir şeyin önem taşımadığına dair inancımdı bu."
“Güzel bir kitap okumak ve ömrümün geri kalanını o kitabı okuduğum yerde geçirmek istiyorum,” demişti o. Sonra da bana dönüp sormuştu: “İnsan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir?”