Sokağımızda her türlü hava görülürdü. Bilye havası. Sinema yıldız kartı biriktirme havası. En güzeli de uçurtma havasıydı. Gökyüzünün her yanı rengârenk uçurtmalarla dolardı. Her şekilden güzeller güzeli uçurtmalar. Havada savaşlar kopardı. Toplamlar, dalaşmalar, düğümlenmeler ve kesikler...
Misinası jiletle kesilen uçurtma boşlukta daireler çizer, kendi ipine dolanıp yere yere çakılırdı; bütün bunlar görmeye değer şeylerdi...
Sayfa 102 - Can yayınları, 142. baskı·Kitabı okudu
It is so easy to overestimate the importance of one defining moment and underestimate the value of making small improvements on a
daily basis.
Too often, we convince ourselves that massive success requires massive action. Whether it is losing weight, building a business, writing a book, winning a championship, or achieving any
other goal, we put pressure on ourselves to make some earthshattering improvement that everyone will talk about.
Meanwhile, improving by 1 percent isn’t particularly notable— sometimes it isn’t even noticeable—but it can be far more meaningful, especially in the long run. The difference a tiny improvement can make over time is astounding.
Here’s how the math works out: if you can get 1 percent better each day for one year, you’ll end up thirty-seven times better by the time you’re done.
Conversely, if you get 1 percent worse each day for one year, you’ll decline nearly down to zero.
What starts as a small win or a minor setback accumulates into something much more.
"Ariovaldo Efendi."
"N'oldu?"
"Koroşoşo cadısı nedir?”
“Ben biliyor muyum sanki evladım? Kızınca ağzımdan çıkıverdi.”
Gevrek bir kahkaha koyverdi.
“Peki onu sahiden deşecek miydiniz?”
“Yok yahu. Sırf korkutmak için yaptım.”
“Peki deşseniz karnından ne dökülürdü, işkembe mi yoksa oyuncak bebek gibi dolgu mu?”
Güldü ve dostane bir tavırla başımı okşadı.
“Sana bir şey diyeyim mi, Zezé?
Bence çıksa çıksa bok çıkardı. “
İkimiz de güldük.