Çürüme yıllarında hayat ancak bu duvara karşı mücadele verildiğinde anlam kazanır, çünkü daha iyi bir yarın ancak bugünü yıkarak kurulabilir. Öteki türlü anlamsız hayatımızı ya dinsel hurafelerle ya da bireysel hazlarla doldurmak gerekir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu çürüyen uygarlıkts güzele, naziğe, kaliteliye yer yoktur. "Nazik, neşeli, eğlenceli, akıl ve ruh olarak böyle bir incelik ve derinliğe sahip birisi olmayı çok önemsedim ve şu anda bunları korumak ve sağlamak ciddi bir yük haline geldi benim için. Bu konuda takatimin artık tükendiğini ve işin o karanlık tarafının daha ağır geldiğini ve taşıyamadığımı ve bir şekilde bununla ilgili donanımları da zaman içinde geliştirmediğimi fark ettim" diyen Mehmet Pişkin'in bahsettiği, budur.
Tam olarak buna, insanlıkla bağ kurma noktalarımıza saldırıyorlar. Çünkü gerici kafasızların yalnızlık ideolojisi, maddi çıkarlardan ibaret olmayan ilişkilerin boy attığı kalabalık sosyal ortamlarda kifayetsiz kalıyor. Pek çok örnekte sağcılığın elinde oyuncak olan taraftar gruplarını bile kendilerine yedekleyemiyor, çakmasını kurup gülünç duruma düşüyorlar. Kendileri insan olamadıkları için hepimizi insanlıktan çıkartmaya çalışıyorlar.
Sonra ülkelerin, insanların parçalanması o denli sıradanlaştı ki, aklımızı koruyabilmek için başkalarının acılarına yabancılaşmak zorunda kaldık. Bu olurken her birimizin hayatı da parçalanıyordu; ama bu parçalanma adı "yapısökümü" konarak şirinleştirilmişti.