Hedonist savunmanın kuşkusuz bireysel tüketime özel önem veren bir tarafı vardır zira kapitalist düzende bütün hazlara bir fiyat etiketi takılıdır. Ama bu taktiğin esas önemli kısmı hazzın yaşanması değil, akranlar tarafından onaylanmasıdır; dolayısıyla söz konusu olan yalın hazcıdan ziyade gösterişçi bir tüketimdir. Çelişki de buradadır: Birey bir yandan mükemmel kişisel yaşantıyı inşa etmeye çalışır; diğer yandan egosu şişkin ama özgüveni zayıf olduğu için bu yaşantının mükemmelliğini sürekli başkalarına tasdik ettirme ihtiyacındadır. Bu yüzden hedonist savunmadaki birey gerçek hayatta da, sosyal medyada da arkadaş çevresini özenle seçmeye, onun zevklerini anlayamayacak, kaba saba eleştiriler getirecek insanları kendinden uzak tutmaya özen gösterir. Böylelikle arkadaşlık ilişkileri, geliştirici olabilecek eleştirellikten tamamen arınır ve bir karşılıklı övgü kardeşliğine dönüşür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tekelleşmiş burjuvazi, aydınlanmanın toplumsal mirasını reddederken, eğitimli emekçilere de bu mirasın taşıyıcısı ve geliştiricisi değil, mirasyedisi olmayı öğütler: "Çok şey bil, benim işime yarayacakları benim yerime düşünmek için kullan; kalanını da sosyal medyada ve arkadaş sohbetlerinde sergileyerek kendini parlat, cahillerden daha bilgili olduğun için kendini iyi hisset."
"Şişkin ego" derken kastımız, gelişkin ve güçlü bir kişilikten farklı olarak yalnızlaşmış, kırılgan ve sürekli savunma halindeki bireyin eğreti kişiliğidir. Bu rekabetçi dünyada kendisini aynaya değil hep başkalarına bakarak değerlendirdiği için özsaygısı büyüktür ama aynı rekabetçi dünya sürekli olarak özgüveninin altını oyarak gelişmesine izin vermez. Sebepleri ve detaylarını tam kavramasa da dünyanın çok kötü durumda olduğunu ve büyük değişiklikler olmadan da iyiye gitmeyeceğinin farkındadır ama hapsolduğu korku dolu yalnızlıkta bu değişiklikleri gerçekleştirmek için harekete geçmeyi olsa olsa iyimser anlarında hayal eder. Gündelik yaşantısı ise bataklıkta yetişmiş nilüferin bitkisel hayatını andırır: Tek derdi içinde yaşadığı çamurun üzerine bulaşmasına mani olmaktır.
Feodal toplumun çürümesi bir bataklıktı, yürümeye çalıştıkça içine gömülürdünüz. Kapitalist toplumunki ise Peter Weir'in olağanüstü filmi Truman Show'daki beton ve çelik konstrüksiyondan yapılmış dev fanustur. İçindeki denizde fırtınalar kopar ama ne yöne giderseniz gidin yolculuğunuz bir duvarda son bulur.