Miray Boztemir

Miray Boztemir
@aprilrain
English Teacher
Çanakkale 18 Mart Uni. English Language and Literature & Anadolu Uni. International Relations
Adana
Adana, 6 Nisan
850 okur puanı
Kasım 2017 tarihinde katıldı
Ayaklarının üstünde hiç kıpırdamadan otururken içinin alev alev yandığını, alevlerin geriye kalan şeyleri de yakıp kül ederek içini bomboş bıraktığını hissediyor. İlk kez, ona dokunmak, elini değdirmek bile gelmiyor içinden: bilakis. Kocasının vücudundan onu iten, kendi içine kapanmasına neden olan bir basınç yayılıyor sanki. Başka bir kadının dokunduğu o vücuda dokunduğunu hayal dahi edemiyor. O nasıl yapabilmiş? Oğulları öldükten sonra onları terk edip teselliyi nasıl başkalarında arayabilmiş? Üzerinde o izlerle, ona nasıl dönebilmiş?
Sayfa 250
Reklam
Agnes gün boyu ve sabaha kadar ağlamanın mümkün olduğunu görüyor. Ağlamanın farklı farklı türleri olduğunu görüyor: gözlerden ansızın boşanan yaşlar, derinden gelen, işkence gibi hıçkırıklar, dur durak bilmeksizin sessizce akan yaşlar. Göz çevresindeki morlukların gözotu ve papatya özü damlatılmış yağla giderilebildiğini görüyor.
Sayfa 229
Agnes'in kızını hayata bağlamak ister gibi, gevşek duran parmaklarını sımsıkı tuttuğunu görüyor Mary. Yapabilse, onu yalnızca irade gücüyle orada tutacak, çekip geri alacak. Mary bu duyguyu tanıyor, o da hissediyor; yaşamış; belki de sonsuza kadar, yaşamaya devam edecek. Yatağın yanında oturan, çocuğunu tutmaya, bırakmamaya çalışan kadın kendisi olmuş çok kereler. Hepsi boşuna. Verilen şey her an geri alınabilir. Acımasızlık ve yıkım her köşe başında, sandıkların içinde, kapıların ardında seni bekliyor: Bir hırsız ya da haydut gibi her an üstüne atlayabilirler. İşin sırrı, tedbiri bir an olsun elinden bırakmamak. Asla güvende olduğunu düşünmemek. Çocuklarının yaşamaya, süt emmeye, nefes almaya, yürüyüp konuşmaya, gülüşüp kavga etmeye, oynamaya nasılsa bir şekilde devam edeceğini düşünmemek. Göz açıp kapayıncaya kadar yanından ayrılabileceklerini, elinden alınabileceklerini, şeytan arabasının tüyleri gibi senden kopup gidebileceklerini bir an olsun unutmamak.
Sayfa 157
Kocasının tepesindeki bulutun daha da karardığını, leş kokulu gücünü gitgide artırdığını görüyor. O zaman masanın üzerinden uzanıp elini koluna koymak istiyor. Ben buradayım, demek istiyor. Ama ya bunu söylemesi yeterli değilse? Onun bu tarifsiz acısına iyi gelecek bir merhem değilse? Agnes hayatında ilk kez, birine nasıl yardım edeceğini bilemiyor. Ne yapacağını bilemiyor. Hem zaten orada, o masada, kocasının elini falan tutamaz. Aralarında tabaklar, bardaklar, mumlar var ve Eliza ayağa kalkmış et yemeğini kaldırırken, Mary de Susanna'ya yiyemeyeceği kadar büyük lokmalar halinde et yedirmeye çalışıyor. Böyle büyük bir ailede yapılacak, ilgilenilmesi gereken o kadar çok şey, farklı farklı ihtiyaçları olan o kadar çok insan var ki. Birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her şeyi kendi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. Fakat nereye kadar? Agnes hiç bilmiyor.
Sayfa 151
Agnes ayakkabı giyen annenin kendi beyaz tenli tombul çocuklarını öpüp okşadığını göre göre büyüyor. Ekmeğin en tazesini, etin en güzel yerlerini onların tabaklarına koyduğunu görerek büyüyor. İkinci sınıf, bir şekilde yetersiz, istenmeyen biri olduğu hissini kabullenmek zorunda kalıyor. Yerleri süpürmek, bebeklerin bezlerini değiştirmek, onları sallayıp uyutmak, ızgaradan külleri temizleyip ateşi canlandırmak hep ona düşüyor. Herhangi bir kazanın ya da talihsizliğin -düşürülen bir tabak, kırılan sürahi, sökülen örgü, kabarmayan ekmek- onun suçu olacağını görüyor, bunun farkında. Başka hiç kimse bunu yapmayacağı için, Bartholomew'u hayatın bütün darbelerinden korumak ve onu savunmak zorunda olduğunu bilerek büyüyor. Tamamen ve bütünüyle, onunla aynı kandan olan başka hiç kimse yok. İçinde gizli, mahrem ateşle büyüyor: Alevler içini yalıyor, onu ısıtıyor, uyarıyor. Buradan kurtulman lazım, diyor ateş ona. Mutlaka.
Sayfa 46