“Özgür olmak istemez miydin, Lenina? Evet, ‘Şimdilerde herkes mutlu.’ Çocuklara beş yaşında öğretiyoruz bunu. Ama başka bir şekilde mutlu olmak istemez miydin, Lenina? Başkaları gibi değil, kendi istediğin gibi.”
“Herhalde Epsilonlar Epsilonluklarından memnundurlar,” dedi yüksek sesle.
“Elbette memnunlar. Nasıl olmazlar ki? Başka bir şey olmanın nasıl olduğunu bilmiyorlar. Bizler memnun olmazdık, tabii. Ama bizler farklı şartlandırıldık. Üstelik bizler farklı bir kalıtımdan geliyoruz.”
İnançla, “Bir Epsilon olmadığıma memnunum,” dedi Lenina.
Henry, “Bir Epsilon olsaydın da, şartlandırman gereği aynı şekilde Alfa ya da Beta olmadığına memnun olurdun,” dedi.
“Ama senin buldukların gayet iyi, Helmholtz.”
“Sonuçları denli iyiler.” Helmholtz omuzlarını silkti. “Ama sonuçları o kadar cılız ki. Bir şekilde yeterince önemli değiller. Çok daha önemli bir şeyler yapabileceğimi hissediyorum. Evet, çok daha derin ve çok daha şiddetli. Ama ne? Söylenecek daha önemli ne olabilir? İnsan, yazması beklenen bir konuda nasıl daha şiddetli olabilir? Eğer doğru kullanırsan sözcükler X ışınlarına dönüşebilirler –her şeyi delip geçerler. Okursun ve delinirsin. Öğrencilerime öğretmeye çalıştığım şeylerden biri de bu –delici biçimde yazmak. Fakat Cemaat İlahileri ya da kokulu orglardaki en son gelişmeler üzerine bir makalenin delici olması ne fayda sağlar ki? Üstelik böylesi bir konuda yazarken, sözcükleri en yoğun X ışınları denli delici kılabilir misin? Hiçbir şey konusunda bir şeyler söyleyebilir misin? Sonunda iş gelip buraya dayanıyor. Uğraşıyorum, uğraşıyorum...”
Fiziksel bir eksiklik, zihinsel bir aşırılık yaratabilirdi. Sanki süreç, tersine de işleyebiliyordu. Zihinsel aşırılık, kendi amaçları doğrultusunda, kasti bir yalnızlığın gönüllü körlük ve sağırlığını, yapay bir zevklerden el çekme iktidarsızlığını doğurabiliyordu.