O gece yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: "Yaşama ve üreme savaşının yanı sıra, insanoğlunun en çok istediği şey, geriye kendisinden bir iz bırakmaktır. Kendisinin gerçekten var olmuş olduğunun bir kanıtını bırakmak istiyordur belki. Bu kanıtı bir tahta üzerine, bir taş üzerine ya da başka insanların yaşantıları üzerine bırakır. Bu derin istek herkeste vardır. Tuvalet duvarlarına ayıp kelimeler yazan çocuktan, kendi imajını insan soyunun zihnine kazıyan Buda'ya kadar. Yaşam öyle gerçekdışı bir şey ki! Bence biz, var olduğumuz konusunda ciddi kuşkular duyuyoruz ve bunu kanıtlamaya kalkıyoruz."
Birden Katherine'in içindeki o şey, büyük bir güce dönüştü, güç de tüm vücudunu doldurdu, egemenliğine aldı. Bir anda kendisinin ne olduğunu ve ne yapabileceğini anladı. Çok mutluydu, çok güzeldi o anda.
Oturduğu yerde, gücünün bilinci doğmuştu içinde. Tüm yaşamının yalnızca bu bir tek dakikaya yönlendirilmiş olduğunu da biliyordu. O bir tek an için, bir Tanrıçaydı, yazgının şarkısını söyleyen bir sesti o.