Verilen zararın, yapılan ve yapılmayan tercihlerin sorumluluğunu alma yetimiz, egonun olgunluk seviyesini belirler, ruha derinlik ve ağırbaşlılık kazandırır. Bu dünyada hiçbirimiz tamamen suçsuz değilizdir; sadece bilinçaltımız böyle düşünür ve gölgelerini başkalarına yansıtma konusunda en suçlu olan da bilinçaltımızdır.
Yaşlanma ve ölüm gerçeğiyle en az baş edenler, yaşamaları gereken hayatı yaşamadıklarını, hayatın içinde olmadıklarını hisseden kişiler. Genellikle nasıl göründükleriyle en çok meşgul olanlar, dış dünyada onay aramaya devam ettikleri için içsel güçlerini bulma görevlerine en çok direnen kişilerdir.
Geçtiğimiz iki yüzyılda hayata geçirilen bilimsel ve teknik gelişmeler, yaşamlarımızın daha rahat ve uzun olmasını sağlarken, ahlaki açıdan ilerleme sağlamamıştır. Geçen yüzyılın kanlı arşivini yaratan, bü-yük ölçüde teknik kahramanlıklardır. Daha etkili bir şekilde öldürmeyi öğrendik ve tüm dünyayı kana buladık. Yine de ilerleme fantezisi kültürümüzün derinliklerinde hâlâ yerini korur.
Karşılaştığımız “düşman" asla "öteki" değil, geçmişimizdir; geçmişimiz o kadar güçlüdür ki, bugünümüze sızar ve daha bilinçli seçimler yapmamızı engeller.
Her birimizin görevi, kendi yetilerimizi artırarak başka yönlere sapmadan yasamlarımıza tahammül göstermek ve ruhumuz bizi esas istediği yere götürene dek onun acılarına katlanmaktır.