Seni, senden de yakın, yalnız ben tanıyorum,
Sana, seni en sıcak bir ben anlatıyorum.
Kimse varamaz senin ben kadar yakınına;
Çok zamanlar kendimi sanki sen sanıyorum.
Sana seni anlatsam, anlatırım kendimi.
Sende seni ararken kendimi arıyorum.
Küçükken bana büyüyünce ne olmak istediğimi sorduklarında denizaltı kaptanı olmak istediğimi söylerdim. Gözlerimi açtığımda denizdeki rengarenk çiçekler ve şamandıralar tavana kadar tüm salonu doldurmuştu. Sonra sesler müzik çalardan kitap okuyan adamın sesi gibi azaldı ve deniz önce berrak, sonra küçük damlalara sonra da yüzümde minik, mavi gözyaşlarına dönüşerek elbisemin yakasına döküldü.
O özgürdü. Onun şeffaf çerçeveli gözlüğü vardı ve istediği yere gidebilirdi. Oysa ben hapsolmuştum. Sanki polisler beni yakalayıp içeri tıkmışlardı. Benim hapisanemle gerçek bir hapisane arasında tek bir fark vardı: Hapisanedeki parmaklıklar sisten yapılmıştı ve hücredeki arkadaşlarımın hepsi kaçmıştı.