Allah’ı kaybetmiş insan, neyi aramaktadır? Allah’ı aramayan insan, neyi bulacaktır? Kur’an’dan kaçan, hangi kitaba inanacaktır? Peygamberi görmeyen, hangi insanı görecektir? Cenneti elinden kaçırmış olan, Cehennemden başka neyi kazanacaktır? Sezai Karakoç
1000Kitap
Mülkiyeti ne zaman kamuya geçer bu sessizliğin Akdi ne zaman fesh olunur bu yalnızlığın Ne zaman soru işareti bulunur ücretsiz Cevabını aramayan hercâî sorulara
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Alber Camus - Yabancı
🎥 ADAPTASYON: KADRAJ vs. SAYFA ANALİZİ ​🔺 Eser: Yabancı 🔹 Uyarlama: Lo Straniero (Luchino Visconti, 1967) ▫️ ​1. Ruhun Yansıması: Kitabı okurken zihninizde canlanan ana karakter ile ekrandaki oyuncu ne kadar örtüşüyor? (Fiziksel değil, ruhsal derinlik açısından.) ​🔸 Cevap: Marcello Mastroianni harika bir oyuncu olsa da, onun ekrandaki varlığı kitaptaki Meursault’ya göre fazla "farkında" ve entelektüel kalıyor. Kitaptaki Meursault, adeta bir bitki ya da hayvan gibi sadece anı ve duyuları yaşar; felsefi duruşunu bir manifesto gibi taşımaz. Mastroianni’nin gözlerinde ise topluma karşı bilinçli bir meydan okuma, gizli bir melankoli ve hüzün seziyorsunuz. Bu da kitaptaki o saf, hiçbir şey aramayan ve hiçbir şeyi umursamayan "boşluk" hissinin ekranda biraz gölgelenmesine neden oluyor. ​▫️ 2. Kayıp Parça: Filmin süresi veya kurgusu nedeniyle dışarıda bırakılan hangi sahne, hikayenin anlamını en çok zayıflatmış? ​🔸 Cevap : Meursault’nun annesinin kaldığı huzurevinde geçirdiği o ilk gece ve ertesi günkü cenaze yürüyüşü filmde var ama kitaptaki o uzun, boğucu detaylar kırpılmış. Kitapta saatlerce süren o monoton yürüyüş, asfaltın kokusu, yaşlıların çıkardığı tuhaf sesler Meursault’nun zihnini ve dolayısıyla okuyucuyu felç eder. Film bu sahneleri hızla geçmek zorunda kaldığı için, seyirci Meursault’nun "duyarsızlığını" değil, sadece "yorgunluğunu" görür. Bu da hikayenin varoluşsal temelini biraz zayıflatıyor. ​▫️ 3. Görsel Güç: Kitapta onlarca sayfa süren hangi duyguyu veya atmosferi, yönetmen tek bir kareyle veya müzikle daha etkili anlatabilmiş? ​🔸 Cevap : Kumsaldaki cinayet anı. Camus kitapta o boğucu sıcağı, alna saplanan güneş ışığını ve gerilimi sayfalarca anlatmak için kelimelerle adeta savaşır. Yönetmen Visconti ise o sahnedeki aşırı parlak, neredeyse kör edici beyaz ışık
Edebiyat
Bir şey aramayan asla kaybolmaz. Ve ben aramıyordum.
"Zamanla, beni dinlemeyenlerle ve her zaman haklı olmak isteyenlerle konuşmayı bıraktım. Ayrıca beni hiç aramayan insanları aramayı bıraktım, beni hiç düşünmeyenleri düşündüm. Kendimi iyi hissettiren şeyleri yapmaya başladım, aşırı olmadan, ama tutkulu. Her şeyde, her seçimde, her insan için sezgilerime güvenmeye başladım. Olumsuz insanlardan kaçınmaya başladım ve birkaç olumlu insanla takılmaya başladım. Çünkü kendime saygı duymayı öğrendim ve kendimi önceliklendirmeye başladım. Çünkü bunu hak ettiğimi düşünüyorum. " - Meryl Streep
"Tanrım, lütfen şimdi beni arasın. Sevgili Tanrım, lütfen şimdi beni arasın. Senden başka hiçbir şey istemeyeceğim, gerçekten istemeyeceğim. İstediğim şey çok büyük değil. Senin için çok küçük bir şey bu, Tanrım, çok ama çok küçük. Yalnızca şimdi arasın. Lütfen Tanrım. Lütfen, lütfen, lütfen. Eğer bunu düşünmezsem, belki telefon çalar. Bazen öyle oluyor. Keşke başka bir şey düşünebilsem. Keşke başka bir şey düşünebilsem. Belki beşer beşer beş yüze kadar sayarsam, bitmeden telefon çalar. Yavaş sayacağım. Hile yok. Ve eğer üç yüze geldiğimde çalarsa, durmayacağım, beş yüze ulaşana kadar telefonu açmayacağım. Beş, on, on beş, yirmi, yirmi beş, otuz, otuz beş, kırk, kırk beş, elli… Ah, lütfen ara. Lütfen. Bu saate son bakışım olacak. Bir daha bakmayacağım. Saat yediyi on geçiyor. Beşte arayacağını söylemişti. 'Seni beşte ararım, sevgilim.' Sanırım bana 'sevgilim' dediği an tam da oydu. Neredeyse eminim. Bana iki kez 'sevgilim' dediğini biliyorum; diğeri de vedalaşırken olmuştu. 'Hoşça kal, sevgilim.' İş yerinde yoğundu ve fazla konuşamadı ama bana iki kez 'sevgilim' dedi. Aramam onu rahatsız etmiş olamaz. Erkekleri çok sık aramamak gerektiğini biliyorum; bundan hoşlanmadıklarını da biliyorum. Çünkü bunu yaptığında, onları düşündüğünü ve istediğini anlıyorlar ve bu da senden nefret etmelerine yol açıyor. Ama üç gündür onunla konuşmamıştım. Üç gün. Ve yaptığım tek şey nasıl olduğunu sormaktı; herkesin yapabileceği gibi onu arayıp hâlini sordum. Bu onu rahatsız etmiş olamaz. Hayır. Rahatsız ettiğimi düşünmüş olamaz. 'Hayır, tabii ki hayır,' dedi. Ve beni arayacağını söyledi. Bunu söylemek zorunda değildi. Ben istemedim ki. Gerçekten istemedim. Eminim istemedim. Beni arayacağına söz verip sonra hiç aramayan biri olduğunu düşünmüyorum. Lütfen bunu yapmasına izin verme,
Alıntı