“Bu benim düşümdü Suların Sultanı. Bu topraklarda bizim dağlardan gelen hikâyelere susadım. Bana Türkçe anlat. Misafirlerimize Arapça anlatırsın. Gördüklerimi görmedin kızım, görme de! Bilmedin kızım, bilme de! Sıcağın kaynadığı bu topraklarda biz diye bir şeyin varlığına inanmanın zor olduğunu öğrendim. Adamı sırtından vuran, insan sesine bürünememişler gördüm. Hikâyeler bizi insan yapar. Onların yaydığı zehrin ilacıdır sözlerin. Sen anlat da tenimizden daha çok ısınsın yüreğimiz.”
İslamcılar ve Osmanlıcılar siyasî Türkçülüğü esaslı bir aykırılık sebebi, parçalayıcı bir âmil gibi görüyorlardı. Türkçüler İslamcılığı geçmiş bir ideal, Osmanlıcılığı mevhum bir fikir, bir nevi "idare-i maslahatçılık " sayıyorlardı. Yusuf Akçura Üc Tarz-ı Siyaset`te, bu üç fikri uzlaştırmadan yalnızca karşılaştırıyor ve her halde Türkçülüğü (kendi anlayışıyla "Büyük Türkçülüğü" hâkim kılmak istiyordu. Gökalp onları telif ediyordu:
a) İlim ve teknik medeniyetten gelir: Garpçıyiz
b) Müslüman'ız ve o dinden terimlerimizi alırız: İslamcıyız,
c) Turan, idealimizdir: Türkçüyüz.
Bu fikirler, temsil ettiği siyasi şekli (imparatorluk) ve içinde bulunduğu siyasî partiyi (Îttihat ve Terakki) muvaffakıyete götürdüğü nisbette doğru idi. İmparatorluk parçalanarak hakiki milli devlet meydana çıkınca bu fikrin pek de doğru olmadığı görüldü.
a) Garp'tan yalnız ilim ve teknik değil; sanat, felsefe ve hayat anlayışını alıyorduk.
b) Müslüman milletlerinin parçalanmaya doğru gidişi, birliğin maddi-mânevi imkânsızlığını gösterdi. Arapça ve Farsçadan gelen bütün terimleri atmaya basladık. Cift medeniyete değil, fakat tek medeniyete girmek zorunda olduğumuz görüldü
c) Milletin, hayalde kurulmuş sınırsız bir vatanda değil; kökleri tarihte olan ve içtimaî bir tip yaratan hakiki vatanda olduğu vakalarla anlaşıldı.
Sayfa 158 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İstanbul'un fatihi Sultan Mehmed sadece
askerî başarılarıyla değil aynı zamanda sanatın ve bilimin hamisi olarak da bilinmektedir. Arapça, Yunanca ve Latince bilen Fatih, büyük bir kitap koleksiyoneri olarak Doğu ve Batı’daki, antik ve güncel olmak üzere eline geçen bütün kitapları biriktirmiştir. Yunan ve Roma tarihine olan ilgisi, güzel sanatlara olan düşkünlüğü ve hem Doğu hem de Batı sanatının geleneklerine hâkimiyeti onun görsel zihin dünyasına eklektik bir şekil veren faktörler olmuştur.