İslam, büyük ölçüde, Yahudi-Hristiyan inancının Araplaşmasıydı. Yahudilerin Eski Ahit’i tanrının kelamı kabul etmesi ve Hristiyanların Yeni Ahit’i Eski Ahit’in devamı görmeleri gibi, Müslümanlar da Kuran’ı tanrının peygamber Muhammed’e melek Cebrail aracılığıyla ilettiği kelamı kabul ettiler. Muhammed’in tanrının elçisi olduğu, onun gelişinin İncil’de
öngörülmüş olmasıyla “kanıtlandı”; Paul ve İbranilere Mektup’un yazarı da
İsa’nın uzun zamandır beklenen mesih olduğunu aynı yöntemle “kanıtlamıştı”.
Koşullar ile uzlaşmak istemiyoruz. Onlara başkaldırıyoruz. Koşullar üzerimizde ağırlık oluşturuyor, bizi devrimcileştiriyorlar. Bizi isyana yönelten şeye uyum sağlamayız. Her türlü uzlaşmayı, hatta tüm mütarekeleri reddediyor ve bu koşullara karşı sonuna kadar mücadele etmek için kendimize söz veriyoruz. Bu bir uzlaşma değildir; ve kararlı insan, koşulların kendi kendine değişmesini bekleyerek huzurla uyuma iznini kendine vermez.