Puan vermedi·136 syf.··
2026 12. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 17:54
Birbirinden farklı 14 hikaye. Her hikayede farklı yerlere savruluyosunuz. O kadar gerçekler ki. Sanki bi yerlerde tanışmışsınız ve onlar hala bi yerlerde nefes alıyormuş gibi. İlk olarak diline vuruldum kitabın. Kullandığı kelimeler, o kelimelerle kurduğu kıvrak cümleler. Ne diyebilirim ki... Çok lezzetliydi benim için bu kitap. Kimi sahnelere saplanıp kaldım kendimi tutamayıp birkaç gözyaşı akıttım. Naptım ne ettimse iyi ki okudum bu kitabı.
2026 Okuma Raporları
Arasta'nın İnsanlarıEmrah Kanlıkama · Hece Yayınları · 20248 okunma
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
Merhabalar Belleğin Öcü kitabının yorumu ile buradayım. Bellek transferi teknolojisi sayesinde insanlar artık bedenlerini değiştirebiliyor, anılarını kopyalayabiliyor ve ölümü yenebiliyorlar. Ancak ölümsüzlük yalnızca ona sahip olmayı göze alabilenler için geçerli. Bellek teknolojisinin insana yararı kadar zararı olacağını da düşünen bir insanım. Yazarımızda bu kitap ile zararını insanları psikolojik olarak nasıl bir etki edeceğini belki de vicdani bir sorgulama yaptırmış olabilir. İlk başta güzel gibi gelen bir durumun aslında çok da iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Bir bedendesin ama farklı bir bellek ile. Bir süreden sonra yorulursun. Hangisi senin anıların hangisi senin değil. Cengiz Aras’ta tam da böyle bir karakter. Kendisi Akıl Dedektifidir. Hem evliğindeki hem de görevindeki sorunlar onu gerçeği ve yanılsamayı ayırt edemediği bir sınavın içine sürükler. Eşi Eylül psikologtur. O da bellek transferini hastalarında kullanan bir kişidir. Cengiz Aras bu durumu çok sevmez eleştirir. Hatta kendisine gelen işlerde bu yöndedir. Hırsızlık gibi suçlar bile az kalır. Araştırlan olaylar bile artık bellek transferi ile ilgilidir. Cengiz Aras’a da böyle bir görev verilir. Bir suçlu örgütün içindeki öğrenmesi için o örgütten birisinin belleğine transfer edilir. Hem kendi belleğini hem de başkasının belleğini kullanmak. Hangisi Cengiz’in hangisi değil? Cengiz bu işi kabul etmekle iyi etti mi? Bedeninden bir kere ayrıldığında zihin geri gelecek mi? Kendi belleğini koruyabilecek mi? Kitapta hangisi gerçek hangisi değil? Her şeyin iç içe geçtiği anılarını korumak. Hangisi doğru hangisi benim yaşadığım hayat geçmişe götüren izler bilmiyorum bu kitapla epey bir sorgulama yaptım. İlerleyen yıllarda böyle şeyler olabilir. Bu kitapta fragmanı gibi olmuş. Hiç
Belleğin ÖcüTurgay Çumak · A7 Kitap · 202613 okunma
Reklam
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
AYLA "SAFRANBOLU" Sizlere muhteşem güzellikte bir kitap ile geldim.Hem roman tadında hem de şiir tadında..Ayrıca Türkiye'nin UNESCO Dünya Miras listesinde yer alan Safranbolu'nun tarihi ile anlatımlarıyla inanılmaz bir üçleme olmuş.. Ayla,Safranbolu'da çok büyük bir çiftlikte annesi,babası ve kardeşi Ateş ile yaşamaktadır. Durumları gayet iyi,varlıklı bir ailedirler.Kardeşi farklı bir ilde subay olarak görevini yaparken,Ayla'da okulunu bitirmiş ve Edebiyat öğretmeni olmuştur ama ataması yapılmadığı için ailesi ile birlikte Safranbolu'da kalmaktadır.Çocuk luğundan beri geçmeyen bir hastalığı vardır Ayla'nın. Gitmedikleri doktor kalmamış ama hastalığının ne olduğunu bulamamışlardır. Birgün arkadaşı Eda'nın İstanbul'dan arkadaşları gezmek için Safranbolu'ya gelirler.Ve iste burdan sonra Ayla ve arkadaşları ile Safranbolu'nun güzelliklerini,tarihini geziyoruz hep beraber.Safranbolu'da bir süre yaşadığım için anılarım canlandı bu bölümlerde..Mutlaka herkesin gezip görmesi gereken yerlerden biri..Safranbolu'ya ait lokum ve gazoz en sevdiklerim..Ayla,Eda ve arkadaşları da Safranbolu'nun köylerini,konaklarını,Arasta çarşısını, Cinci Han'ını ve daha birçok yeri gezerler ve bolca eğlenceli vakit geçirirler.Yorgun düşen Ayla rahatsızlanır bu gezmeler sonucunda..Ve böylelikle arkadaşı Eda'da Ayla'nın çaresi bulunmayan hastalığını öğrenir. Ve tabii okul zamanında aşık olduğu ve kimsenin bilmediği Kerem'i de öğrenir bu sayede..Ayla hastalığını Kerem'den gizlemiştir ve onu üzmemek amacıyla Kerem ile olan aşklarını yarıda bırakmıştır ama asla onu unutamamıştır.Kaderin onları bir daha bir araya getireceğine umudu bile yokken kader oyununu oynamış ve kötü bir olay sonucu karşı karşıya gelmişlerdir. Ayla ve Kerem'i bir araya getiren olay nedir? Ayla Kerem ile tekrar karşılaşmadan
AylaFatma Gündüz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20243 okunma
Puan vermedi·104 syf.·
2024 39. kitabı
SEVGİ SUNUŞU Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun! Şems-i Tebrizî Çırpınıp döndüğümüz, Çırpınırken durulamadığımız hayatımızda yorgunluğun bengimizde oluşturduğu yaralara bir merhem sürer edasıyla yazıyor Şükrü Erbaş hocam. İyiliğe ve güzelliğe yönlendiriyor. Sevgisizliğin, seviyesizliğin, tahammülsüzlüğün içinde yüzdüğümüz bu zaman diliminde sevgiyi, emeği, saygıyı okuyucusuna birer ecir gibi sunuyor. O yüzden bu inceleme bir SEVGİ SUNUŞU niteliğindedir. Bozkırın şairi de bilir ki bizim oralarda Seni seviyorum sözü pek yoktur, kıymet verilene bu söz hissettirilir. Bütün ruhuyla o sevgi çeper gibi çevreler ve gönlünü çeler. Kanat çırpan manaların bölümlerinden başlayalım; —-İnsanın Anlamını Tüketmek—- İnsanın hafızasının zayfılığından geçmişin değerini, geleceğin kaygısını insanın neyi yitirdiğini hatırlaması gerektiğinin altını çiziyor… —-Gönül Yorgunluğu—- Başlığa farklı bir perspektifle bakıyor ve insanın içine bakmamasını gönül yorgunluğu olarak tanımlıyor. Kullanılmayan gönül incinmeye de müsait oluyor… —Kes Siyah Zülfünü Haraç Eyle—- Aşık’ın merhalesini özümsenecek bir şiirsel yolculukla bahsediyor. Yalnızlığın düşüşünü vurguluyor… —-Kötülüğün Uzun Kışı—- Hayata bakışın ayrı yollarla da mümkün olabileceğini bunun bir kötülüğü körüklememesi gerektiğini belirtiyor. İyileşmenin şiirden, şarkıdan, masallardan manaya bürünmesiyle oluşacağını anlatıyor... —İyi ki Ömür Hanım Elimden Tutmuş— Yine, yeni, yeniden Ömür hanım , Hatice hanım ve Leyla… —Tanrının İç Çekişi—
Düşünce
Çırpınıp İçinde Döndüğüm DünyaŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20216,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2023 172. kitabı
Fellini'nin 1973'te beyazperdede sahnelenen filmi Amarcord (a m'arcord) yani hatıralarım, hatırladıklarım; çocukluktan gençlğe doğru giden birinin gözünden yaşadıklarını anlatır. 1930 yılların İtalya'sında yaşadığı samimi insan ilişkilerinin yanında faşist Musollini iktidarını ve İkinci Dünya Savaşı öncesindeki toplumsal çatışmaların doğuşunu da anlatır bize Amarcord. Naim Kandemir'in Benim Amarcord'um kitabı ise bu coğrafyayı bu ülkeye taşır. Yetmişli yıllardır söz konusu yıllar. Doğduğunda öldü sanılan, selası verilen ama sonra hayata ağlamalarıyla tutunan Tokur'un gözünden çocukluktan gençliğine giden yıllarda; sıcacık mahalle ilişkilerini, bir arasta etrafında toplanan esnafları, çocuk denilince olmazsa olmaz yaramazlıkları ve konu komşu ilişkileri anlatılır. Tokur gördüklerinden gördüklerimiz bize sımsıcak bir ortam yaratır. Minik, eğlenceli düzenbazlıkları, mahallece çok sevilen köpeğe cenaze töreni düzenlenmesi, o yılların sinemasında film arasına sıkıştırılan yetişkin içerikler, sirk gösterileri, vaazlar, yeşilçam tadında mübalağalar, Şener Şen'den izlediğimiz Vecihi karakterine şapka çıkartacak pilotlar...ama bu sıcaklık, bu neşe her zaman olduğu gibi gölgelenecektir. Yetmişli yıllar. Radyodan ajansın verdiği haberler, ülkeye kara bulutların geldiğini, geleceğini söyler. Mahir katledilmiş, Deniz, Hüseyin ve Yusuf idam edilmiştir. Hatta Ayşe tatile çıkarılmıştır(Kıbrıs harekatı). Tokur'un gözünden bakınca bu dünyadan çıkmak istemiyor insan. Onun saf, masum, çocuk aklıyla kalmak istiyor. Gençliğine mahalle arkadaşlarının görmüşlükleri ile ilerleyen bir çocuk olmak istiyor. Tüm fırlamalıklarıyla, ayıp ve günah sayılanlarla.
Benim Amarcord’umNaim Kandemir · Notabene Yayınları · 20142 okunma
7/10
·184 syf.··
2022 8. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2022 00:00
Ülkemiz ile ilgili edebiyat, sosyoloji, psikoloji, tarih, teknoloji, muhafazakarlık gibi konuların deneme tarzında işlendiği bir kitap. Tasavvufi yönü de biraz ağır basıyor. Kitapta en çok beğendiğim kısım Memleket neresidir? Olarak yazılan aşağıda paylaştığım kısım oldu: “Memleket neresidir? Niyazi Mısri'nin "Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş" dediği yerdir. Neresidir başka? Hüsrev Hatemi'nin deyişiyle Âşık Garip coğrafyasının kapsadığı alandır: Erzurum'dan Halep'e kadar çizilen eğridir. Neresidir? Saraybosna'daki Başçarşı'da Türkiye'de seçim sonrası sandıklar sayılırken uzatılan mikrofona, "Türkiye yenilirse biz de yeniliriz" diyen Bosnalının o güzel gözleridir. Neresidir? Neşet Ertaş'ın "Kaşların karasına da amanın Leyla Leyla" dediği o ablamızdır memleket. Neresidir? "Kasap olma, cellat olma, dellal olma. Elbet bunları yapacak birileri var; ama sen olma…" diyen Fethi Gemuhluoğlu'dur memleket. Sezai Karakoç'un inadıdır, o inatta biriken sabrıdır. Ellerini masaya vura vura konuşmasıdır memleket. Necip Fazıl'ın kısa Bafra içmekten cayırdayan sesidir. Tuğrul Efendi'nin celalidir memleket. Yunus Emre'nin ayağını bastığı her yerdir. Şair Leyla Hanım'ın hüznüdür. Süleymaniye'yi görebildiğin her pencere önüdür. Necmettin Erbakan'ın "Bir çiçekle bahar olmaz, ama her bahar bir çiçekle başlar" dediği Konya'nın düz ovasıdır. İbrahim Tatlıses dinlenen coğrafyadır memleket. Niyazi Mısri'nin sürgün olduğu her yerdir aslında. İçinden kara tren geçen kartpostallardır. Geyikli kilimlerin asıldığı odalardır. Mevlit okunan, Yasin okunan, üzerine limonata içilen evlerdir. Babaların kış günü eve geldiklerinde nikotin kokusu sinmiş deri ceketleridir, sararan bıyıklarıdır memleket. Hay'dan gelip Hu'ya giden İbn Arabi'nin ayaklarının değdiği yerdir. Şeyh Harakani
Edebiyat
Coğrafya KederleriMustafa Akar · Turkuvaz Kitap · 202037 okunma
Reklam