Puan vermedi·136 syf.··
2026 6. kitabı
plath'in yazarlığını o kadar sevmiyorum, üzülerek bildiriyorum ki sırça fanus'u da o kadar beğenmemiştim. yine de plath'e bir yakınlık duymuyor değilim, satır aralarında, hiç anlamadığım bir şiirde kullandığı bir kelimeyle avlıyor beni hatun anlayacağınız. bir de bana göre, sylvia iyi bir yazar olmak için fazla çaresiz. yazdığı hangi şeyi okusam, bir filtrenin eksikliğini hissediyorum. çok kendi içine gömülü bir yazar ve hislerim diyor ki okuyucusunu da pek sevmiyor zaten. hayalimdeki senaryoya göre, plath bir günlüğüne gelse ve dünya olarak ona ne kadar iyi bir yazar olduğunu, hala okunduğunu söylesek burun kıvırırmış gibi geliyor. neyse işte, şiirlerini hissetmekten çok, acıyı anlatma konusundaki aceleciliğini, çaresizliğini hissettim onu okurken. kendisiyle aramızda derin bir hate-love ikişkisi var. belki elektrikler kesik olsaydı ve fırın çalışmasaydı o gün yazarlığı ve kafası bu dünyada daha güvenli bir şekilde eriyebilirdi? yine de, ölebildiği için onun adına mutluyum, ne demiş sonuçta, sonsuza kadar kaçmak zorunda kalmadan kaçamam. umarım gittiği yer durmadan ona kaçması gerektiğini fısıldamıyordur diyelim, ne diyelim
Ariel ve Seçme ŞiirlerSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınları · 20222,482 okunma
9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
Açıkçası bu kitabı alıp okumayı hiç düşünmüyordum. Ta ki Selma Salgırboyu’nun paylaşımını görene dek… Ardından başka okurların da beğenisini görünce, kitabı sepetime ekledim ve büyük bir beklentiyle sayfaları araladım. Kitabı çok ama çok beğendim. Ön yargıyla burun kıvırdığımız, “bana göre değil” diye kenara ittiğimiz eserlerin içinde ne büyük hazineler saklıymış, insan okudukça anlıyor. 1700’lü yılların sert ve acımasız kışında geçen kitap, daha ilk sayfalarında okuru içine çeken çarpıcı bir sahneyle başlıyor: Buz tutmuş bir nehrin altında ortaya çıkan bir ceset… Ancak bu romanı yalnızca bir polisiye olarak tanımlamak yanlış çünkü bu kitap, tarihsel bir zemin üzerinde yükselen; adalet, vicdan ve insanlık kavramlarını derinlemesine sorgulayan çok katmanlı bir anlatıma sahip. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyanın ortasında dimdik duran bir kadın karakter… Bir ebe olarak yalnızca doğumlara değil, insanların en çaresiz anlarına da şahitlik eden; korkusuz, kararlı ve sezgileri güçlü bir kadın. Doğa tasvirleri öylesine canlı ki, sayfalar arasında ilerlerken o keskin soğuğu iliklerinizde hissediyor, karakterlerin yaşadığı her duyguyu adeta birlikte yaşıyorsunuz. Özellikle mahkeme sahneleri… Nefesimi tutarak okudum. Tacize uğramış bir kadının, yalnızca “yeterli delil yok” denilerek şüpheyle karşılanması, iftiralar, yalanlar derken aslında adaletin gölgede kalışını okurken içimi öfkeyle doldurduğunu belirteyim. Yargıcın vereceği kararı verirken kalbimin nasıl hızlı çarptığını, satırların arasında nefesimi tutarak ilerlediğimi size anlatamam. Çünkü yalnızca bir hüküm açıklanmayacak, aynı zamanda vicdanın da terazisi kurulacaktı. O an, adaletin gerçekten var olup olmadığını sorgulayan herkes gibi ben de kelimelere tutunmuş, sonucu bekledim. Adalet… Belki bu dünyada her
Donmuş NehirAriel Lawhon · Kairos Kitap · 202619 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·288 syf.··
2026 12. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:40
Delice Coşkun, yalnızca Sylvia Plath'ın yaşamından esinlenen bir roman değil; aynı zamanda insan ruhunun en karmaşık, en kırılgan ve en cesur yanlarına yapılan derin bir yolculuk. Elin Cullhed, Plath'ın iç dünyasını öyle güçlü bir dille anlatıyor ki okur, sayfalar arasında ilerlerken bir karakteri değil, gerçek bir insanın düşüncelerini, korkularını, umutlarını ve hayal kırıklıklarını hissediyor. Kitap boyunca yaratıcılıkla yalnızlık, sevgiyle hayal kırıklığı, özgürlük arzusuyla toplumsal beklentiler arasındaki çatışmaya tanık oluyoruz. Özellikle bir kadının hem kendisi olma hem de başkalarının ondan beklediği kişi olma mücadelesi son derece etkileyici bir şekilde işlenmiş. Bu yönüyle Delice Coşkun, yalnızca Sylvia Plath'a ilgi duyanların değil, insan psikolojisini ve içsel çatışmaları anlamaya çalışan herkesin okuyabileceği bir eser. Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey, insanın kendi iç sesiyle verdiği mücadelenin ne kadar yorucu ama bir o kadar da evrensel olduğuydu. Bazı kitaplar olaylarıyla, bazıları karakterleriyle hatırlanır; Delice Coşkun ise okurun zihninde bıraktığı duygularla kalıyor. Hüzünlü, sarsıcı ve düşündürücü bir okuma deneyimiydi. Kapağını kapattıktan sonra bile uzun süre zihnimden çıkmadı.
Delice CoşkunElin Cullhed · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202220 okunma
Fırtına
Puan vermedi·136 syf.··
2026 2. kitabı
William Shakespeare'in son oyunlarından biri olarak ilk kez 1611'de sahnelenen " Fırtına ", ihanet, sihir , ıssız adada mahsur kalma, aşk, affetme, boyun eğdirme ve kurtuluşun öyküsünü anlatır . Milano'nun sürgün edilmiş Dükü Prospero ve kızı Miranda, Prospero'nun kardeşi Antonio'nun tahtı gasp edip onu sürgüne göndermesi ile 12 yıldır bir adada mahsur kalmışlardır. Prospero'ya sihirli bir ruh olan Ariel ve Prospero'nun köle olarak tuttuğu, yüzü deforme olmuş ada yerlisi Caliban hizmet eder. Napoli kralı Alonso ve Antonio, adanın yanından geçerken Prospero, büyüsünü kullanarak şiddetli bir fırtına yaratır, gemiyi batırır ve kazazedeleri adaya sürükler. Kazazedelerden biri olan Alonso'nun oğlu Ferdinand ile Miranda hemen birbirlerine aşık olurlar ve Prospero bu ilişkiyi onaylar. Diğer kazazedeler arasında Alonso'nun soytarısı Trinculo ve uşağı Stephano da vardır; bu ikili, Prospero'yu öldürmek ve adayı ele geçirmek için Caliban ile güçlerini birleştirirler. Her şey iyi sonla biter: Komplocular engellenir, aşıklar bir araya gelir, tahtı gasp edenler affedilir, Prospero tahtını geri alır ve Ariel ile Caliban'ı kölelikten kurtarır.
FırtınaWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20198bin okunma
defalarca ölüp geri dönen biri gibi
Puan vermedi·136 syf.··
2026 19. kitabı
Sylvia Plath (cadı tanrıça) modern şiirin en sarsıcı isimlerinden biri. Şiiri yalnızca melankoliyle değil; öfke, yabancılaşma, beden algısı, ölüm dürtüsü ve yeniden doğma arzusu ile örülü. Çoğu zaman bir anlatıdan çok bir ruh hâli var. Okurken olayları değil, zihinsel basıncı hissedersiniz. Eleştirmenler kitabı yalnızca “itiraf şiiri” geleneğinin değil, 20. yüzyıl modern şiirinin de dönüm noktalarından biri kabul eder. Plath’ın şiirlerinde kadınlık meselesi büyük yer tutar. Ancak onun kadınlığı ele alış biçimi kırılganlıktan çok öfke içerir. Erkek figürleri ise çoğu zaman baskıcı, yutucu veya grotesk bir güç olarak karşımıza çıkar. Arılar, ay, kan, cam, kırmızı renk, süt, atlar ve yanık bedenler de onun şiir evreninde sürekli dolaşır. Özellikle arılar önemli bir simgesel alan oluşturur. “bee poems” olarak anılan şiirlerinde arı kolonisi hem toplumun baskıcı yapısını hem de zihinsel karmaşayı temsil eder. Plath öldükten sonra Ariel’in yayımlanmasını eşi Ted Hughes üstlenmiş. Ancak Plath’ın hazırladığı şiir sıralamasını değiştirmiş, bazı şiirleri çıkarmış ve farklı şiirler eklemiştir. Erkek işte. Türkçe çevirilerde Plath’ın şiirsel müziğini bütünüyle korumak oldukça zor. İngilizcedeki ses tekrarları, uyaklar ve sert fonetik geçişler Türkçeye birebir aktarılamaz. Yine de parlak ama yaralayıcı bir etki bırakır.
Ariel ve Seçme ŞiirlerSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınları · 20222,482 okunma
8/10
·80 syf.··
2026 45. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 18:32
Rastgele seçtiğim bir kitaptı, konusuna bakmadan okudum. Sonuç olarak şok etkisi yarattı, beklemediğim ölçüde etkileyiciydi, bittiğinde bir süre duvara bakakaldım. 80 sayfa ve sadece 3 karakterle ilerleyen bir hikaye olması inanılmaz, bazı kitaplar biter ama gürültüsü zihninizde devam eder ya, bu tam olarak öyle bir deneyimdi. Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm, Paulina aslında sadece kendi işkencecisini değil, o korkunç rejime göz yuman ya da bugün "aman tadımız kaçmasın" diyen herkesi yargılıyordu. Paulina’nın Doktor Miranda’yı bağladığı o sahnede, kendimi sadece bir okur gibi değil, o odadaki sessiz bir tanık gibi hissettim. Gerardo’nun "hukuk" ve "uzlaşma" nutukları bana çok steril ve soğuk geldi, çünkü Paulina’nın ruhundaki o kırılma, hiçbir anayasal düzenleme ile tamir edilebilecek gibi değildi. Kitap, doğal olarak beni demokrasi üzerine düşünmeye itti. Bir diktatörlükten demokrasiye geçmek, sadece sandığa gitmek mi? Eğer işkenceciler sokakta elini kolunu sallayarak geziyorsa, mağdur için o ülkede gerçekten demokrasi var mıdır? Kitap bana, demokrasinin bazen suçluları koruyan bir kalkan haline gelebileceği riskini çok sert bir şekilde gösterdi. Beni en çok sarsan kısım ise Dr. Miranda’nın suçlu olup olmadığı konusundaki o ince çizgide yürümek oldu. Bir yanım Paulina’nın hafızasına ve içgüdülerine sonuna kadar güvenmek isterken, diğer yanım "Ya yanlış kişiyse?" sorusunun ağırlığı altında ezildi. Dorfman bizi de o evin içine hapsederek, aslında adaletin ne kadar sübjektif ve bazen ne kadar karanlık olabileceğini gösterdi. Bu kadar kısa bir metnin, insanın vicdanını bu kadar uzun süre meşgul etmesi gerçekten müthiş bir ustalık.
Ölüm ve KızAriel Dorfman · Mitos Boyut Yayınları · 2012241 okunma