Delice Coşkun, yalnızca Sylvia Plath'ın yaşamından esinlenen bir roman değil; aynı zamanda insan ruhunun en karmaşık, en kırılgan ve en cesur yanlarına yapılan derin bir yolculuk. Elin Cullhed, Plath'ın iç dünyasını öyle güçlü bir dille anlatıyor ki okur, sayfalar arasında ilerlerken bir karakteri değil, gerçek bir insanın düşüncelerini, korkularını, umutlarını ve hayal kırıklıklarını hissediyor.
Kitap boyunca yaratıcılıkla yalnızlık, sevgiyle hayal kırıklığı, özgürlük arzusuyla toplumsal beklentiler arasındaki çatışmaya tanık oluyoruz. Özellikle bir kadının hem kendisi olma hem de başkalarının ondan beklediği kişi olma mücadelesi son derece etkileyici bir şekilde işlenmiş. Bu yönüyle Delice Coşkun, yalnızca Sylvia Plath'a ilgi duyanların değil, insan psikolojisini ve içsel çatışmaları anlamaya çalışan herkesin okuyabileceği bir eser.
Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey, insanın kendi iç sesiyle verdiği mücadelenin ne kadar yorucu ama bir o kadar da evrensel olduğuydu. Bazı kitaplar olaylarıyla, bazıları karakterleriyle hatırlanır; Delice Coşkun ise okurun zihninde bıraktığı duygularla kalıyor. Hüzünlü, sarsıcı ve düşündürücü bir okuma deneyimiydi. Kapağını kapattıktan sonra bile uzun süre zihnimden çıkmadı.