Arife

Puan vermedi
Açık havada yürüyüş yapmak Nietzsche külliyatının doğal bileşeni, yazarlığının da değişmez refakatçısıydı” der Frédéric Gros. Ve Nietzsche de bu sözü destekler nitelikteki şu sözü söyler: “Ben biir gezgin ve bir dağcıyım; düzlüklerden hoşlanmam ve görünüşe göre uzun süre kıpırdamadan oturamam. Beni bekleyen kader her neyse, yaşayacak daha neyim varsa, yürümek ve dağa tırmanmak olacak içinde: kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.” Nietzsche için yürümek anladığım kadarıyla bir anlamda kendin olmak , kendini bulmak... Yazar John Kaag Amerikalı bir felsefe profesörü. Henüz genç bir üniversite öğrencisi iken İsviçre Alpleri'ne gidiyor . Amacı,Nietzsche nin yürüdüğü yollardan geçmek , onu ve kitaplarını daha iyi anlamak ,çözümlemek .Bu uğurda çıkıp , yarım bıraktığı yolculuğuna , yıllar sonra bir kez daha çıkıyor. Ancak bu sefer ki yolculuk onun için çok daha farklı ,çok daha anlamlı. Çıktığı bu seyahatte O'na ,yine kendi gibi felsefe Prof.olan eşi eşlik ediyor. Yazar ,tüm kitap boyunca bizlere Nietzsche'yi ve onun külliyatını ,eserlerini tanıma -anlama fırsatı sunmasının yanında, kitabın içinde çok değerli isimlere de yer vererek keyifli bir şölen yaratmış.Mesela Salome ,İmmanuel Kant ,Richard Wagner ,Arthur Schopenhauer, Hermann Hesse, Carl Jung bunlar şu an aklıma gelenler. Bu yolculuğun biz okurlar için olan en güzel yanı ise, yazar ve Nietzsche ile aynı yollardan beraber geçiyormuşuz hissini yaşıyor olmamız. Ayrıca yazarın kitabında okur ile sohbet ediyormuş ambiansı yaratması ,bazı tezleri savunup ,bazılarına neden katılmadığını anlaşılır bir dilde aktarması ve tüm bunları ünlü filozofların cümleleri ile desteklemesi ,kitabı büyük bir keyifle okunur kılan en büyük etkenlerden. Eminim , bu kitabı okuyan herkes , kendi olma , kendini bulma
Nietzsche ile YürümekJohn Kaag · Ren Kitap · 2019223 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
İlk defa tüm olayları ,bir katilin geniş açılı perspektifinden okumuş olduğum için ,bu kitap bana alışılagelmişin dışında bir okuma süreci yaşattı. Genelde bir cinayet işlendikten sonra Polis ,FBA, Criminal olay yerine intikal eder, her bulgu değerlendirilir, katilin profili belirlenir ,vs vs olaylar bir şekilde ilerler .Biz okurlar da eğer kurgu mantık çerçevesi içinde ele alınıp anlatıma dökülmüşse ,gerim gerim gerilir :) hikâyede tek bir kusur ile karşı karşıya kalmayız. Şimdi: Kitap gerilim gizem türüne ait ; eğer bu noktada ele alırsam eleştireceğim çok şey var. Ama türe ilaven bir de komediyi ekleselerdi, o zaman eleştireceğim hiç bir nokta olmazdı açıkçası ,çünkü tadından yenmezdi. Şu an hangi duruma göre yorum yapacağım bilmiyorum:) Onun adı Joe ! Kendisi aile ya da çevresinden gelebilecek herhangi fiziksel -duygusal hiç bir şiddete maruz kalmamasına rağmen , neyin kafasını yaşamış da katil olmaya karar vermiş anlayamadığımız , biraz romantik , biraz da kendini beğenmiş bir arkadaşımız oluyor.. Çözülmemiş yedi cinayetin altısında imzası bulunan Joe , bir polis merkezinde temizlikçi olarak işe başlıyor. Amacı polisin bu süreçte ne kadar ilerleyip ilerlemediğini görmek ve yakalanma korkusundan deli gibi atan kalbini bir nebze de olsa stabil tutabilmek. Joe, işlenen son cinayetin kendisinin işi olmadığını ve maktulü her kim öldürdüyse suçu onun üstüne yıkmaya çalıştığına çok sinirlenerek ; elinde " evrak çantası" adını verdiği ,içinde bilimum kesici aletlerin olduğu çantası ile her gün polis merkezine elini , kolunu ,sallaya sallaya girip çıkarak ,bu da yetmezmiş gibi toplanan bütün bilgilerin kopyalarını alarak ,onu taklit ettiğine inandığı katilin peşine düşüyor.Ve böylece ,kimsenin saf diye pek kaale almadığı bu adamında kara bahtım kör talihim ,neydi
TemizlikçiPaul Cleave · Pegasus Yayınları · 20101,079 okunma
Puan vermedi·
Milyarder bir bio-mühendis olan Bertrand Zobrist ,yaşamın devamını sağlayan şeylerin yok edildiği ve dünyayı saran her yok edici küresel hastalığı ,insan nüfusunun fazlalığı ve onun devamlı artışı ile ilişkilendiren ( ki haksız da değil hani ) bu yüzden de dünya nüfusunu bir virüs yardımıyla yarı yarıya azaltmayı kafasına takmış bir bilim adamıdır. Bunun içinde, Dante 'nin İlahi Komedya adlı eserinin üç cildinden biri olan "Cehennem" adlı eserinden esinlenerek bir plan hazırlar ve detaylarını sanat eserlerinin içine gizler. Ama hiç tahmin etmediği bir kişi tüm bu planları tersine çevirecektir. Kim mi ? Tabiii ki Robert Langdon. Şu diller, dinler, semboller, şifreler ve sanat eserleri gibi birçok konuda uzman olan sevgili profesörümüz. Başına aldığı bir darbe sonucu , geçici bir hafıza kaybı yaşayan Langdon, hastanede gözünü açtığında , başka bir ülkede olduğunu anlar ,ama hiç bir şeyi anlamlandıramaz. O anda ona yardım eden tek kişide Dr. Sienna Brooks'tur. Bu ikili ,başka örgütlerin de dahil olduğu ,kurşunların havada uçuştuğu, kaçma -kovalamacanın hiç kesilmediği ,bir olay örgüsünün içinde bulurlar kendilerini. Kısaca ,"Cehennem" ; Floransa'dan Venedik'e, oradan İstanbul'a kadar uzanan ; tarihi-turistik mekânlar , sanatçılar ve onların eşsiz eserleriyle bezeli, sırlarla örülmüş gerçek ve kurgunun iç içe geçtiği bir roman. Dan Brown kitapları ,sanki bir şehri rehber eşliğinde geziyormuşsunuz hissi de barındırır biraz . Her ne kadar bu durumu sevmeyen okurlar olsa da ,diğer kısım , iyi bir kurgu ile harmanlanmış 580 sayfalık kitabın sonuna hangi ara geldiğini anlamaz. Gerçi ,benim için öncelikli olan kısmı kurgusu değil ( sadece Brown kitaplarında) o kitaptaki bahsi geçen sanat eserleri , mekânlar ve sanatçılar. Çünkü asıl hikâye bence onlar . Unutmadan
CehennemDan Brown · Altın Kitaplar · 201329,7bin okunma
Puan vermedi
Sir Claude Awory , ünlü bir fizikçidir. Bir gün Hercule Poirot'yu arayarak büyük bir sorunla karşı karşıya olduğunu, üzerinde çalıştığı yeni ve öldürücü bir bombanın formülünü ev halkından birisinin çalmaya teşebbüs edeceği konusunda kuşkuları olduğunu söyler. Bu yüzden de formülü Bakanlık görevlilerine bizzat kendisinin teslim etmesini rica ederek, Poirot 'u hafta sonu için malikhanesine davet eder. Poirot daha malikhaneye gelmeden ,aile fertleri yemek sonrası kütüphanede bir araya gelir ve o sıcacık acı kahvelerini yudumlarken :)) aaa o da ne ,formül kasadan çalınmış. Uşağına hemen kapıyı kilitleten Sır Claude, kısa bir süre için ışıkların kapatılacağını ve formülü her kim aldıysa masanın üzerine koymasını emreder. Işıklar kapatılır , içerde bir takım sesler duyulur ve ışıklar tekrar yandığındaaa masa da bir zarf , odada ise bir ceset vardır. Bundan sonra da zaten olayı aydınlatmak Poirot'ya düşüyor. Poirot en zorlu ,en içinden çıkılmaz cinayetleri gözleme dayanan mantıksal analiz yoluyla çözer .Ve her zamanki gibi olay Poirot'nun gri hücrelerinde (kendi tabiriyle ) netlik kazandığında,herkesi bir odaya toplayıp " Hepinizi neden buraya çağırdım merak ediyorsunuzdur " , cümlesini söyler ve kendisiyle gurur duyan kibirli tavrıyla cinayeti nasıl çözdüğü açıklar. Tabii bunun öncesinde ortada yine bir sürü şüpheli ve hepsinin kuşku dolu hareketleri vardı. Tek tek hepsinin söylediklerini okudum ,ama Agatha bu işte , her şeyi gözlerinizin önüne seriyor da , bir tek katilin kim olduğu hakkında tek bir ipucu vermiyor. Bu kadın kesinlikle çok zekii , kesinlikle
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202511,5bin okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2023 1. kitabı
"Aşk vahşi bir güçtür. Zapt etmeye çalışırsak bizi mahveder. Hapsetmeye çalışırsak bizi köle eder. Anlamaya çalışırsak bizi şaşkına çevirir.; Coelho ile bir yolculuğun daha sonuna geldim. Diğer kitapları nasıldır bilmiyorum ama daha önce okuduğum "Simyacı "adlı kitabı ile "Zahir "i ,tını olarak birbirine çok benzettim.İkisinde de bir amaç uğruna yapılan derin felsefi anlatımı olan bir yolculuk hikayesi var. Coelho tüm roman boyunca kendi hayatından paralellikler taşıyan meşhur bir yazarın evliliğini, evlilik ile ilgili problemlerini, hayat görüşlerini ve bu görüşlerin oluşumunu sorguluyor.Daha da önemlisi özgür olmanın aslında ne demek olduğunu... İnsanların taşıyabileceklerinden daha fazla deneyim, hatıra, eşya , başkalarına ait fikirler biriktirdiğini ve bu yüzden de rüyalarını yaşayamadıklarına yer veriyor satırlarında. Ünlü ve zengin olan bir yazarın , savaş muhabiri olan eşi , esrarengiz bir şekilde ortadan kayboluyor.Bu kayboluş ile alt üst olan yazar ,bir sene sonra Borges'in öyküsündeki bir sözü hatırlıyarak uyanıyor. "Dokunulan ya da görülen şeyler asla unutulmuyor ve zihnimizi işgal ederek deliliğe kadar götürüyor." Ve o an karar verip "Benim Zahirim sensin "dediği eşini aramaya başlıyor. Paris'te başlayan ,Orta Asya'nın bozkırlarında sona eren bu yolculuk esnasında yazar , evliliği boyunca eşine karşı aslında ne kadar anlayışsız olduğunu ,onu hiç anlamadığını fark ediyor ve hatalarıyla yüzleşe yüzleşe yolculuğunu sona erdiriyor. Birini ne kadar çok sevdiğimizi anlamak için ,illaki kaybetmemiz gerekmiyor aslında. Bunun yerine anlamaya çalışmak , daha da önemlisi dinlemek gerekiyor. Ama biz insanlar ,ya sadece konuşuyor ya da susturuyoruz karşımızdakini ;karşımızdakinin hislerini , düşüncelerini hiçe sayıyoruz ,sanki onun duyguları , yaşamdan hiç
ZahirPaulo Coelho · Can Yayınları · 20205bin okunma