Böyle mi olacaktı?
8/10
·120 syf.··
2026 51. kitabı
Şemsettin Sami, 1850–1904 yılları arasında yaşamış Arnavut kökenli Osmanlı yazarıdır. Tanzimat döneminin önemli isimlerindendir ve dil çalışmalarıyla da bilinir. Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, Türk edebiyatında ilk romanlardan biri olarak kabul edilir ve Tanzimat dönemi özelliklerini taşır. Romanda dönemin toplumsal yapısı, özellikle kadın-erkek ilişkileri ve aile baskısı üzerinden anlatılır. Saliha Hanım karakteri, okumayı seven, sorgulayan ve dönemin kalıplarına uymayan bir kadın olarak öne çıkar. Eşi Rıfat Bey ile olan evliliği ve sonrasında Talat’ın doğumu üzerinden aile yapısı gösterilir. Saliha Hanım’ın oğluna düşkünlüğü ve onun eğitimine verdiği önem dikkat çeker. Ancak dönemin anlayışı ile modern düşünceler arasındaki çatışma ev içinde bile hissedilir. Fitnat ise dış dünyadan tamamen izole büyüyen bir karakterdir. Hacı Mustafa tarafından dışıradan uzak tutulmuş, kendi dünyasında yaşayan bir genç kızdır. Talat’ı görmesiyle başlayan aşkı, iki karakterin birbirini görmeden sevmesiyle ilerler. Talat’ın Fitnat’a ulaşmak için kadın kılığına girmesi, dönemin toplumsal baskılarının ve kadınların hareket alanının ne kadar sınırlı olduğunu gösterir. Ali Bey ve Fitnat’ın evliliği ise zorla yapılan evliliklerin trajik sonucunu temsil eder. Fitnat’ın istemediği bir evliliğe zorlanması, onun hastalanmasına ve içine kapanmasına neden olur. Sonuç olarak yaşanan olaylar zinciri trajik bir sona ulaşır ve Fitnat hayatını kaybeder. Ardından yaşanan tesadüfler ve yanlış anlamalar olayları daha da dramatik hale getirir. Romanda en dikkat çekici unsur, kadınların toplum içindeki konumudur. Kadınların söz hakkının olmaması, duygularını açıkça ifade edememesi ve baskı altında yaşamaları eser boyunca hissedilir. Bunun yanında dönemin sade dili, eseri anlaşılır kılar ve Tanzimat
Taaşşuk-ı Talat ve FitnatŞemseddin Sami · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202238,1bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 11:22
Bu yılın Uluslararası Booker adaylarından bir tanesi olan Geriye Kalan Kadın aşırı merak ettiğim adaylardandı. Kitap neyse ki yakın zamanda İthaki Yayınları tarafından basıldı ve kavuşmuş olduk. Çok eski bir arnavut geleneği olan Ostaynitsa olmayı anlatan kitap, evlenmek istemeyen bakire kızların kadınlıklarından tamamen vazgeçmek ve erkekleşmek zorunda oldukları, kendi rızalarıyla erkekleşip erkek kanunlarına göre yaşadıkları bu düzenden geriye kalan son Ostaynitsa’nın, kız adıyla Bekia, erkek adıyla Matya’nın hikayesini anlatıyor. Çok vurucu, çok sarsıcı bir hikaye bu çünkü yaşananların hepsi gerçek, bahsedilen olaylar gerçek, tüm bu kan davaları ve Kanun gerçek. Her şeyin bu kadar gerçek olması okurken haliyle fena halde çarpıyor. Okuma yazması olmayan Bekia’ya yaraşır bir şekilde imla ve dilbilgisi kurallarını yıkarak yazmış bu kitabı yazar ve çoğu zaman Bekia’nın içinden geçenleri ya da ağzından çıkan sözleri okuyoruz. Arada bir de Bekia’ya yazılmış mektuplar var ki, işte aslında belki de kitabın en çarpıcı noktası bu mektuplar… Ben kitabı bayıla bayıla okudum. Her ne kadar bu yıl Uluslarası Booker’ın Tayvan Seyahatnamesi kazanmış olsa da ve ben hala basılmadığı için o kitabı henüz okuma şansı bulamamış olsam da,bu kitabın ödülü alamamasının burukluğunu yaşadım. Anlayın kitabı ne kadar sevdim. Hala almadıysanız bir an önce edinin derim.
Geriye Kalan KadınRene Karabash · İthaki Yayınları · 2026128 okunma
Reklam
Puan vermedi·136 syf.·
2026 2. kitabı
2026 Uluslararası Booker Ödülü finalisti kitap, Arnavut Kanun’larına göre ostaynitsa yani yeminli bakire, kadınlığını geride bırakıp erkek olmayı seçen ve ömrünü buna göre yaşamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. İsmail Kadare’nin Kırık Nisan kitabını yer yer anımsatsa da, burada ele alınan konu Kanun’lar değil, bu kanunların gölgesinde yaşamayı seçmiş bir kadın. Kitap şiirsel bir dille yazılmış, virgüllerle birbirine bağlanan cümleler başta okumayı zorlaştırsa da kendinizi akışa bırakıp devam ettiğinizde bu kitabı hissediyorsunuz, aynı çevirmen Sevcan Kence’nin söylediği gibi bu kitap “açıklanarak değil, içine girilerek anlaşılacak bir metin”. Öyle cümleler var ki diken gibi batıyor içinize. Şiirlerle örülmüş kitap, kültürü nedeniyle kadın olduğuna pişman edilmiş, babasının gözüne erkek gibi davranarak girmeye çalışan bu kadının dalgalı hayatını gösteriyor bize. Kendini bir başkasında bulma, kadınlığını hiçe sayma, bundan utanma, yıllarca kurallara bağlı kalarak yaşadığı için özünü kaybetme, umutsuzluk, ölüm gibi temalar işlenmiş kitapta. Atmosfer ve anlatılan konu ağır, kasvetli. Ancak sayfaları merak ederek çevirecekseniz. Özellikle yarısından sonra olaylar hızla gelişiyor ve duygusal bir çalkantı yaşıyorsunuz bitene kadar. Bir kadının özüne dönme ve kendini bulma hikayesi bu. Bir kitap nasıl kısa ama etkili yazılır, nasıl anlattıklarıyla insanın içine işler, onu göstermiş yazar. Çevirmeni de ayrıca tebrik etmek lazım, kolay bir çeviri olmadığını tahmin ediyorum. Umarım ödülü alan kitap bundan daha iyidir, çünkü bu oldukça iyi bir kitaptı. Çok beğenerek okudum. Tavsiyedir.
1000Kitap
Geriye Kalan KadınRene Karabash · İthaki Yayınları · 2026128 okunma
10/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
ÇAKICI’NIN İLK KURŞUNU (Tereke Öyküler, Şiirler, Yazılar) SABAHATTİN ALİ Toplumcu gerçekçi edebiyatın çok seçkin ve yetkin temsilcilerinden biri olan Sabahattin Ali’nin düşünce dünyası, sanat anlayışı, felsefesi, dramatik yaşamının eserlerine yansımalarına dönük okumalarımıza; onun ölümünden sonra varislerinin yasal izniyle yayımlanmış kimi öykülerini, şiirlerini, konuşma metinlerini bir araya getiren ve adını kitaptaki dört öyküden biri olan ÇAKICI’NIN İLK KURŞUNU’ndan alan tereke kitabıyla devam ediyoruz. Sabahattin Ali yaşarken yayımlamayı düşünmediği hâlde, varislerinin bunu gerçekleştirmiş olması; yazarı daha iyi anlamak isteyenler için, hele hele onun mahrem düşünce dünyasına girmek isteyenler için bulunmaz bir kaynak olmuş. Tarihsel olarak İzmir’in Ödemiş ilçesinde ortaya çıkan ve Ege Bölgesi’ndeki “Efe”lik kültürünün önemli bir ismi olan, Yaşar Kemal’in Çakırcalı Efe ismiyle yazılmış destansı romanına da konu olan Çakıcı Mehmet Efe, bu hikâyede bir çocuk masumiyeti ve samimiyetiyle karşımıza çıkıyor. Babası haince öldürülüp kendisi daha çocukken bir sürü şiddete maruz kalan Mehmet, babasının intikamını almak için hınç duyarak büyümektedir. Belinde taşıdığı ve yaşadığı kültürde normal karşılanan tabancasıyla bir yolculuk sırasında anlatıcının dikkatini çeker. Gözlemci bakış açısıyla olanları anlatan anlatıcı, Mehmet’in katilini uyarmıştır ancak dikkate alınmamıştır. Bir süre sonra Mehmet, baba katiline ilk kurşunu atarak halkın diline düşer ve efelik yolculuğuna başlar. O artık toplumun içinde yaşayamayacağını iyi bilir. Genellikle halka zulmetmeyi de ihmal etmeyen mütegallibelerin dağdaki temsilcisi olan klasik eşkıyalık yapan efelerin aksine, o çetesini topladıktan sonra adeta o zamanın çağdaş Robin Hood formuna girerek yoksulların dostu, zalimlerin düşmanı
Çakıcı'nın İlk KurşunuSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20249,6bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 25. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 01:14
İstanbul Anıları ~ Hagop Mintzuri Merhaba sevgili kitapseverler, Yazarı anlatan en güzel cümlelerden biri şudur: "Okul biçimlendirmedi beni, kendi kendime biçim verdim. O, gözlemlerini, anılarını, kaybolmakta olan bir dünyanın kokusunu ve tadını her şeyden çok önemsemiş bir İstanbul aşığı. Öğretmenliğe dair yaklaşımı bile onun ne kadar özgün bir ruh olduğunu ele veriyor: "Not vermedim, imtihanları da kaldırdım. Öğrenci bilsin veya bilmesin, benim için aynıydı. Onun egosu yıpransın istemedim." Peki, onu yazmaya iten neydi? Belki de en güzel cevabı kendisi veriyor: "Yazıyorum çünkü yazmadan edemiyorum. Geliyorlar." Bazı kitaplar vardır, kapağını açtığınız anda içinize bir koku siner. Eski ahşabın, yeni çıkmış ekmeğin, Arnavut kaldırımlarının yağmur sonrası buharıdır bu. 1897'den 1940'lara uzanan İstanbul Anıları, artık var olmayan bir şehrin ve bir kültürün en mahrem, en sıcak tanıklığı. Mintzuri’nin anıları, gündelik hayatın ayrıntılarıyla örülü. Beşiktaş'ın ahşap evleri, Ortaköy'ün kıyı kahveleri, Galata'nın dar sokakları... Ve tabii ki Armıdan. Yazarın, İstanbul'dan her fırsatta kaçıp sığındığı, toprağın, bostanların ve çocukluğunun kokusunu taşıyan o özlem dolu köyü. Kitap, sadece bir şehir anlatısı değil; aynı zamanda bir memleket anlatısı. Kitabın belki de en kıymetli yanlarından biri, araya serpiştirilmiş eski fotoğraflar. Savaş yılları, kıtlık, yokluk... Okurken, anlatılan o insanların yüzlerini, artık yerinde olmayan o binaları görmek, kelimelerin yarattığı büyüyü katlıyor. Kitap, edebiyatın asıl gücünün kaybolanı bir anlığına geri getirmek olduğunu hatırlatıyor. Artık ne o Beşiktaş var ne o fırınlar ne de o insanlar. Ama bu kitabın sayfalarını çevirirken, burnunuza taze ekmek kokusu geliyor. Kulağınıza Rumca, Ermenice, Türkçe karışık bir sokak satıcısı
İstanbul AnılarıHagop Mıntzuri · Aras Yayıncılık · 201778 okunma
Kara Sevda Klasiği
9/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Roman, o dönemki toplumun ve onların anlayışlarının kadınları nasıl kötü bir şekilde etkilediğini çok iyi bir şekilde bize yansıtmış. Romanda, kadınların okutulmasının hoş karşılanmamasının ve yine kadınların alınıp verilen bir eşya olarak görülmesinin gösterilmesi, gerçekten dönemin kadınlarının nasıl zor bir yaşam sürdüklerini bize gösteriyor. Ayrıca, Talat'ın sevdiği kadını görebilmek için kadın kılığına girmek zorunda kalması bize madalyonun öteki kısmına da bakma imkanı tanıyor. Bazı kısımları fazla basit olsa da iyi bir olay örgüsüne sahip bir roman. Ayrıca, gerek olay örgüsüyle gerekse diyaloglarıyla "Kara Sevda" temasını bize çok iyi hissettiren bir klasik. Sonuç olarak, dönemin kadınlarının zor bir hayat sürdürdüğü ve yine dönemin aşıklarının kavuşamadığı ve bu yönüyle bana "Arnavut Kaldırımı" şarkısını anımsatan bir roman kendileri...
1000Kitap
Taaşşuk-ı Talat ve FitnatŞemseddin Sami · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,1bin okunma
Reklam
Reklam