Dünyayı bir koltuk takımı, kanepe ya da çeyrek altın kadar daraltan insanların arasından çıkıp gelmiştik buralara, onların ölme alışkanlığı derimize sinmiş olabilirdi.
Gene de ben yıkıntılar arasında titreyen çocukları, kaldırımlarda yatıp kalkan garibanları, çıplak ayakla varıp park köşelerine sığınan kimsesizleri, karda kışta cepheye sürülen gencecik yürekleri ya da ölüm korkusuyla yollara düşüp kederli kafileler halinde gecenin içinden geçip giden elleri, yüzleri ve bakışları morarmış insanları düşündükçe bana bu yer yatağını verenlere minnet duyuyordum.