7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 21:41
Biraz abartılan bir kitap olduğunu düşünmekle birlikte, beğendiğim tarafları da oldu. Sanırım beklentimi yüksek tuttum. İyi niyet ve art niyet arasındaki ince çizginin irdelenmesi, gerçek ve anlatılan aynı şey mi sorgulatması ve kitap boyunca sürükleyen merak duygusu güzeldi.
Edebiyat
Ağızdan AğızaAntoine Wilson · Tersine Kitap · 2025119 okunma
10/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
Merhaba sevgili okurlar.Bugün karanlığın ödülü hakkında konuşmaya geldim.Cleo ve Zach arasındaki çekim çok yüksekti öncelikle.Zach,lisedeyken Cleo'ya zorbalık yapan birisiymiş ve Cleo anne ve babasını kaybettikten sonra onun yaşadığı büyük lüks evde çalışmaya başlar.Onun olmadığını düşünüyordur.Sonra uzun yıllardan sonra Zach bilinmeyen bir sebepten dolayı eve geri döner.Aralarındaki çekime karşı koyamayan ikili sevginin ve aşkın ne olduğunu birbirlerinde öğrenirler.Zach'in disleksi olması ve babasının ona şiddet uygulaması çok kötüydü ki anneside babasını destekliyordu.Buna rağmen Zach,sırf annesi kanser olduğu ve babası artık onu görmek istemediği için eve geri döner.Uzaktayken en azından onları görmez özgürlüğün tanıdını çıkartıyordu ancak annesi için yine de dönüyor.Bence Zach gerçekten iyi birisiydi.Cleo da ona zorbalık yapmıştı onu aşağılamıştı onun için ikisi de suçluydu bence.Art ise çok tatlıydı.Zorbalığa uğraması ve Zach'in ona yardımcı olması çok tatlıydı.Smut sahneler çok iyiydi bence yazarımız gayet güzel yazmıştı.Aynı zamanda son sayfalarda Cleo'nun istifa etmesi ve herşeye rağmen Zach ondan vazgeçmeyip peşinden gitmesi olayı mükemmel yaptı.Güzel bir dark romance tadında kitaptı.Zach'in anne ve babasına bir dolu şey söylemek isterdim.Ama gerçekten iyi bir evlatları var farkında olmasalar da..Cleo ise aynı şekilde çok güçlü bir kadındı.Sonunda hayallerini gerçekleştirmesini sevdim.Benim puanım 10/10.İyi okumalar dilerim..
Karanlığın ÖdülüSaffron A. Kent · Lapis Kitap · 2025136 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·496 syf.··
2026 37. kitabı
Loresima ~ Tozlu Pembe 2 Selam ballarıım sizlere ilk kitabını çok severek okduğum bu serinin ikinci kitabı ile geldimm. Ah Ayperimm... Ona o kadar üzüldüm ki okurken. Çocukken yaşadığı o çok kötü olay yüzünden sürekli gördüğü kabuslar yetmediği gibi erkeklere karşı da mesafeli. Ömer başlarda onun peşinden çok koşsada bir kriz anındayken kendisinden ürktüğünü hissedince bitirmeye karar veriyor. Tabiki kriz anında gitmiyor, yanına yardımcı olması için kadınları yönlendirdi, yardıma giden erkekleri gönderdi, taksiye bindiğinde eve girene kadar gizlice takip etti eve sapa sağlam dönebilmesi için. Bu hanesine o kadar art on beş olarak falan yazıldı ki anlatamam. Daha sonra bence fazlasıyla gerekli olan ayrılığı atlatıyoruz ve cicim aylarımıza geçiyoruz Onların o tatlı telaşlarını, Ayperi'nin aşkım deyince Ömer'in sevinmesini okumak çok eğlendirdi. Yan karakterlere geldiğimizdee, Muammer ve Şeyma çok tatlı bir şey oldular. Ama benim kesinlikle favorim Yavuz ve Melike ikilisi. Onların sahnelerini okumaya bayılıyoruumm
Tozlu Pembe 2Loresima · Ephesus Yayınları · 2026222 okunma
8/10
·344 syf.··
2026 49. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 11:50
Yirminci Yüzyıl Hayaletleri; konunun içine çeken etkileyici anlatımı, merak ve gizem unsurlarını barındıran öyküleri, neyin gerçeklik neyin rüya, neyin zihnin ürünü olduğuna dair sorgulamaları, paranormal, fantastik ve bilimkurgu ögeleriyle beğendiğim bir kitap oldu. On altı öyküden oluşan kitapta; etkileyici ve sarsıcı hikâyelerden rahatsız eden, anlamı tam olarak yerine oturmayan anlatılara kadar farklı türlerde öyküler yer alıyor. Bir korku hikâyesinin tekinsizliğiyle gerçek hayatta karşılaşan bir editör, öldüğü sinema salonundan ayrılmayan bir hayalet, zorbalığa uğrayan bir çocuğun dev bir böceğe dönüşmesi, farklı formlara sahip insanlar, tuhaf cinayetler, gerçeklik algısının sarsıldığı olaylar, belirsizliğe sürüklenen yaşamlar, karton kolilerin içinden ulaşılan gizemli dünyalar ve ölülerin yazdığı hikâyeler Joe Hill'in etkileyici anlatımıyla bir araya geliyor. En sevdiğim öyküler; En İyi Yeni Korku: Dergi editörü Edward Carroll'ın, kendisine gönderilen rahatsız edici ve sarsıcı Düğme Çocuk öyküsünün yazarının peşine düşmesini ve kendini tekinsiz olayların içinde bulmasını konu alıyor. 20. Yüzyıl Hayaleti: Rosebud Sineması'nda istediği kişilere görünen bir kadın hayaletin hikâyesi, sinema sahibi Alec Sheldon'ın anıları aracılığıyla aktarılıyor. Pop Art: Genetik bir sorun nedeniyle şişme oyuncak görünümünde yaşayan, sürekli zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya olan Arthur Rothe'nin hikâyesi, tek arkadaşının gözünden anlatılıyor. Çekirgenin Şarkısını Duyacaksın: Okula gitmek için uyanan Francis'in kendisini dev bir çekirgeye dönüşmüş halde bulmasını anlatan, son derece rahatsız edici ve mide kaldıran bir öykü. Abraham'ın Oğulları: Sert ve zalim bir baba olan Abraham Van Helsing'in mesleği ile oğullarına karşı tutumu arasındaki sırları ortaya çıkarıyor. Siyah
20. Yüzyıl HayaletleriJoe Hill · İthaki Yayınları · 20266 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 425. kitabı
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı (The Subtle Art of Not Giving a F*ck), Amerikalı yazar ve blog yazarı Mark Manson tarafından kaleme alınan, geleneksel kişisel gelişim kitaplarının "her zaman pozitif ol" dayatmasına meydan okuyan, küresel çapta büyük başarı yakalamış sarsıcı bir modern felsefe ve rehber kitabıdır. Yazar, alışılagelmiş pembe tablolar çizmek yerine, hayatın gerçekleriyle yüzleşmeyi ve acıyı kabullenmeyi temel alan ters köşe bir yaklaşım sunar. Mark Manson’ın ana tezi, her şeyi kafaya takmayı bırakıp sadece gerçekten önemli olan birkaç şeyi önemsememiz gerektiğidir. Yazara göre hayat kısıtlıdır ve enerjimizi her küçük soruna harcarsak mutsuz olmamız kaçınılmazdır. Kitap, "kafaya takmamayı" boşvermişlik veya umursamazlık olarak değil, neyin önemsenmeye değer olduğunu seçme becerisi olarak tanımlar. Manson, hayatın acılardan, başarısızlıkl屋さん ve pişmanlıklardan muaf olamayacağını savunur. Gerçek mutluluğun sorunsuz bir yaşam sürmekle değil, çözmekten keyif alacağımız doğru sorunları seçmekle mümkün olduğunu belirtir. Kitap boyunca; kusursuzluk yanılgısı, sürekli özel hissetme arzusu, kurban psikolojisi ve ölüm gerçeği gibi ağır konuları samimi, esprili ve bazen de oldukça sert bir dille masaya yatırır. Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı; modern dünyanın yarattığı sürekli mutluluk ve başarı baskısından yorulan okurlar için, sınırlarını kabullenmenin, sorumluluk almanın ve daha samimi, gerçekçi bir yaşam kurmanın yollarını gösteren pratik ve dürüst bir başucu eseridir.
Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama SanatıMark Manson · Butik Yayınları · 201715,5bin okunma
Puan vermedi·200 syf.·
2026 20. kitabı
Hepimizin çocukluk veya gençlik zamanlarında aklına tuhaf ve bir o kadar da tehlikeli sorular gelmiştir. Mesela Allah nerededir, neden 1 tane tanrı var, cinler nasıl varlıklar, Allah'ın her şeye gücü yetiyorsa neden kötülükleri engellemiyor gibi. Tabii ki bu soruların bizi tatmin eden cevaplarına bir türlü ulaşamamıştık. Çünkü hem anne babamız hem de yakın çevremiz bu konularda maalesef oldukça cahildi. Biz İslam dinini genellikle anne ve baba başta olmak üzere büyüklerimizden öğrendik yani taklidi iman. Bu yüzden birçok konuda "Neden" veya "Nasıl" sorularını sormadık, soramadık. Yazar giriş bölümünde bu konuya değinerek güzel bir tespitte bulunuyor: "En büyük hatalar, soru sormaktan korktuğumuzda gerçekleşir" Kitap, daha çok çocuklar ve gençlerin zihnini meşgul eden tehlikeli ve merak uyandıran sorulara cevap arıyor. Allah'ın varlığı, birliği, kader, peygamberler gibi klasikleşen soruların yanında modern çağda karşımıza çıkan batıl inançlar, burçlar, teknoloji, şiddet, evrim gibi konularda zihnimize takılan soruları yanıtlamaya çalışıyor. Eserin ortaokul ve lise çağlarındaki çocuklara daha uygun olduğunu düşünüyorum. Tabii ki yetişkinler de okuyabilir. Çünkü yukarıda bahsettiğim konularda çocuklar ve gençlerin yüzeysel de olsa mantıklı bilgiler edinmesi şart. Aksi takdirde art niyetli insanlar bu konularda çocukların zihnini bulandırabiliyor, daha da kötüsü ayağını kaydırabiliyor. Bir de işin şu boyutu var: Bizim çocukluk ve gençlik zamanlarımızda zemin bu kadar kaygan değildi. Belki çok dindar değildik, belki dinimizi sağlam kaynaklar yerine aileden aldığımız bilgilerle yaşıyorduk ama en azından bizi dinden soğutmaya veya çıkarmaya çalışan bir çevre yoktu. Bugün maalesef sosyal medya bu konuda oldukça tehlikeli bir hal almış durumda. Yazarın ilahiyatçı kimliğinin
Bi Sorun mu Var?Abdurrahim Karabulut · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 20253 okunma