Popüler olan tutunamayanlar romanından ziyade bu romanını tercih ettim. Yalnız öğrendim ki Okumanın ve anlamanın zor ve keyifli olduğu bir eser. Kitapta Karakterimiz Hikmet Benol aslında bir çoğumuzun yapması gerektiği şekilde hayatı bir oyun sahnesi, hayatına girip çıkan karakterleri de birer oyuncu gibi kabul ediyor. Onun için dünya koca bir tiyatro, kendisi de kendi çapında bir oyun yazarı . Bazen suflörlük de ona düşebiliyor. Hikmet, eski karısı Sevgi, Bilge, Hüsamettin Albay, Nurhayat Hanım ve diğerleri çemberinde güzel bir anlatımla bizi sürükleyici bir hikayeye konuk ediyor Oğuz Atay. Kitaptaki, Hz.İsa metaforu ara sıra karşımıza çıkacak, mantığını da kitabın sonunda, kitapla ilgili yazılan makalelerden birinde göreceksiniz. Ben sonradan uyandım mevzuya ne yalan söyleyeyim. Benim aklıma daha çok "Fight Club"vari bir durum gelmişti açıkçası. Bu arada kitabın sonu demişken aklıma geldi, sizin yerinizde olsam önsözü okumadan geçer, kitap bittiğinde okurdum çünkü kitabın sonundan spoiler içermiş ve nedense sonu çok önemsenmemiş gibi önsöze eklenmesinde bir mani görülmemiş. Şahsen önsözü okumadan kitabı bitirseydim, sonu bana daha çarpıcı gelebilirdi. Kitabın bence bir diğer eksisi ise, uzun bölümler içinde okura bir nebze soluk aldırabilecek küçük duraklar olmamasıydı. Bölüme başlıyorsunuz, bitirmeden bırakmak durumunda kaldığınızda konu dağılabiliyor. En azından bir minik yıldızla falan bölünmüş olsa, oraya kadar gelinip bırakılır, sonra da kopukluk yaşanmadan devam edilebilirdi. Bir de farklı fontlar kullanılsa, belki Hikmet'in iç sesi ve dış dünyada gelişen olaylar arasında karmaşa yaşanmayabilirdi. Bazı durumlarda hayalin gerçeğe karıştığı izlenimine kapıldım, ayırt edemedim ikisini birbirinden.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki, Oğuz Atay gözden kaçırdığım